Yine belaya bulaştık. Yine kendimizi tutamadık. Mesajı attım. Düzgün de konuştum baya. Kabullendim de olmayacağını. Bikaç gün sonra gaza gelip tripli bir mesaj atınca engeli de yedik. Kızı kendi halinde bırakamıyorum. Çok zorluyorum. Hayat şartlarımız uymuyor. Belki başka sebepler var. Ama ne kadar boktan biri olduğumu anladığım için artık onu kaybetmekten çok korkuyorum. Benim olmasa bile. Biliyorum ki artık istediği adam değilim onun. Bu da beni dengesiz yapıyor baya. Bundan çıkamıyorum. Yeni bir doğuş, küllerinden doğma lazım. Akıl başa hep geç gelir malesef. Yine dengesiz bir ruh haliyle dengesiz, saçmasapan bir yazı yazıyorum. Ama galiba yazmam gerektiği için yazıyorum. Belki de yazmayı, düşünmeyi, beni tribe sokan her şeyi bırakmam lazım. Beni boş yere depresifliğe sürüklüyor. Ama bilmiyorum. Uyumak istiyorum. Uzun zamandır bu durum başıma gelmemişti. 1 sene sonra yine denedim. İyileştim derken yine çukura düştüğümü hissettim. Belki böyle hissetmek hoşuma gidiyor. Ama çok acı çekiyorum. Eski ruh halime girmiş gibiyim. Oturduğum yerde rahatsızım falan. Koşmak, kendimden kaçmak istiyorum. Ama hiç durmadan koşmak. Sevilmemekten kaçmak. Hislerimin karşılıksız olmasından kaçmak. Bununla yüzleşmekten kaçmak. Bu çok ağır bir şeymiş. Bir türlü beklediğimi bulamadım. Ne yapayım benim de hayatım bu şekilde. Beni de seven böyle sevsin. Güvenen inanan bu şekilde güvenip inansın. Ben kendimi biliyorum. Neler yapabileceğimi. Özellikle isteyince.
Yine karı kız avına çıktım biraz unutayım. Ammaaan zaten umrumda değil. Beni sevmiyo, başka şeyler peşinde. Onun için acı mı çekeyim? Yeni hayattan, yeni insanlardan, yeni duygulardan, birilerine içimi açmaktan korkmamam gerek. Daha iyileri olacağına eminim.
godofdestruction
27 Aralık 2019 Cuma
20 Aralık 2019 Cuma
unutulmak
https://www.youtube.com/watch?v=n-m1vKuRFl8
Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ne düşüneceğimi bilemiyorum. Benim için acı olan son gerçekleşti. Ne olursa olsun hissettiğim ve hissettiğim özel duyguların sonsuza kadar yaşayacağını düşünürdüm. Ona ne yaparsam yapayım, bana ne yaparsa yapsın biliyordum ki birbirimizi unutamayız.
Her şey bir yanlış anlaşılma. Aslında bana hissettiği duyguları, yaşadığımız şeyleri daha yeni anlıyorum. Bana güçlü gözükme çabalarını, söylediği yalanları, onların sebeplerini. Tabiki o da beni seviyordu, tabiki bana değer veriyordu. Mental olarak o kadar çökmüşüm ki, özgüvenim o kadar diplere inmiş ki bana duyulan sevgiyi, verilen değeri anlayamayacak haldeydim. O kadar robotluğa, kibre kapılmışım ki insanların duygularıyla arama set örmüşüm. Bunu farkettiğim anda onunla aramızdaki senelerdir olan diyaloğu biraz anlayabildim. Tabiki bana değer veriyordu! Tabiki bişeyler bekliyordu. Tabiki canımı acıtmak istiyordu. Çünkü karşılığını alamıyordu. Diğerleri gibi davranıyordum ona. Artık başkasıydı benim için. Onu o pozisyona sokup onun yine de bana kendimi değerli hissettirmesini bekliyordum. Neden gittiğini anlayamıyordum.
Aptalım. Benim kırgın olduğum kadar o da kırgındı. Bana gelse yine eskisi gibi olacağımı biliyordu. Tamamen onda olmadığımı, aklımın başka yerlerde olduğunu da biliyordu. Hiçbir zaman cesaretli olamadım. Hep korkak oldum. Hep!
Dün farkettim. Ayık bir şekilde, olayların farkında olmadan aptal aptal uzun mesajlar atmak yerine sadece nasıl olduğunu sordum. Düşünmeden. Kimseye sormadan. Konuşmayalı 10 ay olmuştu ve bu çok uzun bi süreydi. Elbet o da beni özlerdi. Ne olursa olsun konuşurdu benimle. Canımı acıtmak için bile olsa. Ne kadar kötü şeyler yaşarsa yaşasın bana belli etmezdi. Ben öyle biriydim çünkü. Direk götüm kalkardı. Ben öyle bi adamdım.
Cevap vermedi. Bu ilk defa oldu. Ne kadar saçmalarsam saçmalayayım, ne kadar kaçmaya çalışırsam çalışayım o bana bir şekilde karşılık verirdi. Merak ederdi.
Ne demeliyim, düşünmeliyim bilmiyorum. Böyle bişey hiç yaşamamıştım. Kafayı yiyecek pozisyona gelmiştim zamanında onun yüzünden. Ama hepsi benim hatamdı. Saçma triplerimdi. Bu çok başka. Bu gerçek acı. Çocukça bir acı değil. Gerçekten unutuldum.
Bir şekilde kabul etmiyordum. Biliyordum hala canımı acıtmak istiyordu. Hala yaptığım şeylerin cezasını çekiyordum. Neler olduğunu tam olarak anlayamadığım için ona hak veriyordum. Bişey diyemiyodum ona. Haklıydı. Yavaş yavaş anladıkça acım artıyordu. Ama artık imkansız olduğuna daha net bir şekilde inanıyordum. En sonunda da unutuldum. Hala tam olarak anlayamamış olsam da hatalarımı.
Az da olsa adam olabildim. Onun için. Başkalarını da hayal kırıklığına uğratmamak için. Kimseyi öyle üzmemek için. Planlarım vardı. Bu sene yurtdışına çıkıp fotoğraf atıcaktım. Bir dönem çok istemiştim. Anlayamamıştım. Onu da sonradan anladım. Altına da yazı yazıcaktım. Yalnız da olsam sonunda yapabildim diye. Onu da yapamadım. Özür dilerim.
Bunun beni adam edeceğini biliyordum. Yokluğunun beni adam edeceğini biliyordum. Ediyor. Ama artık yokluğu da anlamsız. O bir hayal benim için. Anılardan ibaret. Çünkü ben onun için yokum. Ne için uğraşıcam artık bilmiyorum. Adam olmanın da iyi bir insan olmanın da pek bir anlamı kalmadı benim için. Ama yine de devam edicem. Belki başkalarında bulurum onda kaybettiklerimi. Ne kadar acı bi durum olsa da.
Korktum. Cesaret edemedim. Belki de sevgim yetmedi. Üzgünüm. Artık çok geç. Böyle olmasını istemezdim. Hayat böyle bişey galiba. Beni unutma demek isterdim. Ama unut. Sen bende yaşayacaksın.
Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ne düşüneceğimi bilemiyorum. Benim için acı olan son gerçekleşti. Ne olursa olsun hissettiğim ve hissettiğim özel duyguların sonsuza kadar yaşayacağını düşünürdüm. Ona ne yaparsam yapayım, bana ne yaparsa yapsın biliyordum ki birbirimizi unutamayız.
Her şey bir yanlış anlaşılma. Aslında bana hissettiği duyguları, yaşadığımız şeyleri daha yeni anlıyorum. Bana güçlü gözükme çabalarını, söylediği yalanları, onların sebeplerini. Tabiki o da beni seviyordu, tabiki bana değer veriyordu. Mental olarak o kadar çökmüşüm ki, özgüvenim o kadar diplere inmiş ki bana duyulan sevgiyi, verilen değeri anlayamayacak haldeydim. O kadar robotluğa, kibre kapılmışım ki insanların duygularıyla arama set örmüşüm. Bunu farkettiğim anda onunla aramızdaki senelerdir olan diyaloğu biraz anlayabildim. Tabiki bana değer veriyordu! Tabiki bişeyler bekliyordu. Tabiki canımı acıtmak istiyordu. Çünkü karşılığını alamıyordu. Diğerleri gibi davranıyordum ona. Artık başkasıydı benim için. Onu o pozisyona sokup onun yine de bana kendimi değerli hissettirmesini bekliyordum. Neden gittiğini anlayamıyordum.
Aptalım. Benim kırgın olduğum kadar o da kırgındı. Bana gelse yine eskisi gibi olacağımı biliyordu. Tamamen onda olmadığımı, aklımın başka yerlerde olduğunu da biliyordu. Hiçbir zaman cesaretli olamadım. Hep korkak oldum. Hep!
Dün farkettim. Ayık bir şekilde, olayların farkında olmadan aptal aptal uzun mesajlar atmak yerine sadece nasıl olduğunu sordum. Düşünmeden. Kimseye sormadan. Konuşmayalı 10 ay olmuştu ve bu çok uzun bi süreydi. Elbet o da beni özlerdi. Ne olursa olsun konuşurdu benimle. Canımı acıtmak için bile olsa. Ne kadar kötü şeyler yaşarsa yaşasın bana belli etmezdi. Ben öyle biriydim çünkü. Direk götüm kalkardı. Ben öyle bi adamdım.
Cevap vermedi. Bu ilk defa oldu. Ne kadar saçmalarsam saçmalayayım, ne kadar kaçmaya çalışırsam çalışayım o bana bir şekilde karşılık verirdi. Merak ederdi.
Ne demeliyim, düşünmeliyim bilmiyorum. Böyle bişey hiç yaşamamıştım. Kafayı yiyecek pozisyona gelmiştim zamanında onun yüzünden. Ama hepsi benim hatamdı. Saçma triplerimdi. Bu çok başka. Bu gerçek acı. Çocukça bir acı değil. Gerçekten unutuldum.
Bir şekilde kabul etmiyordum. Biliyordum hala canımı acıtmak istiyordu. Hala yaptığım şeylerin cezasını çekiyordum. Neler olduğunu tam olarak anlayamadığım için ona hak veriyordum. Bişey diyemiyodum ona. Haklıydı. Yavaş yavaş anladıkça acım artıyordu. Ama artık imkansız olduğuna daha net bir şekilde inanıyordum. En sonunda da unutuldum. Hala tam olarak anlayamamış olsam da hatalarımı.
Az da olsa adam olabildim. Onun için. Başkalarını da hayal kırıklığına uğratmamak için. Kimseyi öyle üzmemek için. Planlarım vardı. Bu sene yurtdışına çıkıp fotoğraf atıcaktım. Bir dönem çok istemiştim. Anlayamamıştım. Onu da sonradan anladım. Altına da yazı yazıcaktım. Yalnız da olsam sonunda yapabildim diye. Onu da yapamadım. Özür dilerim.
Bunun beni adam edeceğini biliyordum. Yokluğunun beni adam edeceğini biliyordum. Ediyor. Ama artık yokluğu da anlamsız. O bir hayal benim için. Anılardan ibaret. Çünkü ben onun için yokum. Ne için uğraşıcam artık bilmiyorum. Adam olmanın da iyi bir insan olmanın da pek bir anlamı kalmadı benim için. Ama yine de devam edicem. Belki başkalarında bulurum onda kaybettiklerimi. Ne kadar acı bi durum olsa da.
Korktum. Cesaret edemedim. Belki de sevgim yetmedi. Üzgünüm. Artık çok geç. Böyle olmasını istemezdim. Hayat böyle bişey galiba. Beni unutma demek isterdim. Ama unut. Sen bende yaşayacaksın.
28 Kasım 2019 Perşembe
balkondaki adam
İçi boş bir delik. Karanlık.Bulanık. Sessiz. https://www.youtube.com/watch?v=nLmtfI1UtXQ Arka fon.
Bilinmez. Denenir. Düşülür. Çıkacak gibi olunur. Düşülür. Düştüğün yerde yaşanır. Belki de orası normaldir. Çıkmak yoktur. Kandırılıştır. Kandırmadır. Kandırmak istemektir. Kaçıştır. Kaçamayıştır. Aynadaki görüntüyü değiştiremezsin. Boşa çabalarsın. Belki de çabalamak istersin. Aynalardan nefret edersin.Görmek istemezsin. Başkası olarak yaşamak istersin. Zihnindeki aynalar.
Gariptir. Çözemezsin. Hep değişir. Tutamazsın. Kontrol edemezsin. Edebileceğini sanırsın. Kanarsın. Kafanı kaldırınca mutlu olursun. İnsanlara ilan edersin. Kafanı kaldırmışsındır. Düşer. Düşersin. İyi olduğunu insanlara göstermek bi uğraş olmuştur. Belki kimse iyi değildir. Ama artık öyle hissediyosundur. En kötü sensindir.
Kurtulamazsın. Koşamazsın. Koşsan da fayda etmez. Koşacak yerin yoktur. Varacak yerin yoktur. Varamazsın. Varmak istersin. Yorulursun. Koşmak istemesen de koşarsın. Koşmanın faydasız olduğunu bilsen de koşarsın. Duramazsın artık. Kaçtığın şeyler çok büyüktür.
Dinlendiğin liman artık yoktur. Büyükleri küçülten liman yoktur. Yanmıştır. Kül olmuştur. Tek başına kalmışsındır o büyük şeylerle. O kadar güçlü değilsindir. Olmak istersin. Olamazsın. Yardım almak istersin. Alamazsın. Gitmelerini beklersin. Üstlerine gidersin. Bazen küçülürler. Bazen daha büyük halde gelirler. Çok yorulursun. Tek başına olmak istemezsin.
Yürürsün. Kabullenirsin. Kaybetmiş bir şekilde yürürsün. En boktan halinle. Gidecek yerin yoktur. Bi yere doğru yürürsün. Eski anılarına doğru götürür seni. Bu belki de mucizedir. Hep aradığın mucizeye ulaşırsın. Duygusal olabilmişsindir. Kabul edebilmişsindir yenilmeyi. Anılara yürüyecek kadar düşmüşsündür. Ayak bastığı, geçtiği yerleri görürsün. O bile iyi hissettirir. Oradan ayrılmamak istersin.
Daha büyük mucize ararsın. Belki o da hisseder. Ama hissetmez. Gerçekler acıdır. Hayatın en korkunç tarafı gerçeklerdir. Mucize yoktur. Belki de vardır. Umut edemezsin. Gücün yoktur. Bir hayal kırıklığı daha yaşayamazsın. Kalkamayacağını bilirsin.
Çok kötüdür. Sadece yürümek. Nerede olduğunu bilmeden. Sadece yürümek. Çok uzaklara gitmek istersin. Gidemezsin. Geri dönersin. Mucize yoktur. Olmadığını zaten hep bilirsin. Ama umut ölmez. İhtimali olsa anılarla boğulmak istersin. Onlar da yeter. Ama yoktur. Hep daha kötüye götürür seni. Artık düşmek istemezsin. Hayat böyle bişeyse eğer çok yorucudur. Sürekli tek başına düşüp kalkmak yorar. Yormakla kalmaz.
Dönerken balkonda bi adam görürsün. Çok uzaklara bakar. Çok uzaklara. Çok fazla yalnızlık vardır hayatta. Bu çok üzücü bişeydir. Artık pek fazla umut yoktur. Alışmak gerekir. Yalnız kalmak istersin. Yalnızlığını başkalarına göstermek istemezsin. Zarar görürsün. Bu bir yaradır. İyileşmeyen bir yara. Belki herkeste olan. Ama senin daha fazla hissettiğin. Yalnız olmamak nasıl bişeydir hatırlamazsın. İnsanların yanına gidersin. Kurtulmak istersin. Ama yine yalnız kalırsın. İnsanların yanında yalnız olmak daha kötüdür. Anlayamazlar. Anlatamazsın.
Bir kere geçmiş gibi olmuştur. Sonra geçmemiştir. Ama geçmiş gibi olması bile cennettir senin için. O yüzden hep onu ararsın. Anılar bile güzeldir. Çok güzeldir. Ama artık mucize yoktur. Balkondaki adam gibi olmak istemezsin. Ama olacağını bilirsin.
Bilinmez. Denenir. Düşülür. Çıkacak gibi olunur. Düşülür. Düştüğün yerde yaşanır. Belki de orası normaldir. Çıkmak yoktur. Kandırılıştır. Kandırmadır. Kandırmak istemektir. Kaçıştır. Kaçamayıştır. Aynadaki görüntüyü değiştiremezsin. Boşa çabalarsın. Belki de çabalamak istersin. Aynalardan nefret edersin.Görmek istemezsin. Başkası olarak yaşamak istersin. Zihnindeki aynalar.
Gariptir. Çözemezsin. Hep değişir. Tutamazsın. Kontrol edemezsin. Edebileceğini sanırsın. Kanarsın. Kafanı kaldırınca mutlu olursun. İnsanlara ilan edersin. Kafanı kaldırmışsındır. Düşer. Düşersin. İyi olduğunu insanlara göstermek bi uğraş olmuştur. Belki kimse iyi değildir. Ama artık öyle hissediyosundur. En kötü sensindir.
Kurtulamazsın. Koşamazsın. Koşsan da fayda etmez. Koşacak yerin yoktur. Varacak yerin yoktur. Varamazsın. Varmak istersin. Yorulursun. Koşmak istemesen de koşarsın. Koşmanın faydasız olduğunu bilsen de koşarsın. Duramazsın artık. Kaçtığın şeyler çok büyüktür.
Dinlendiğin liman artık yoktur. Büyükleri küçülten liman yoktur. Yanmıştır. Kül olmuştur. Tek başına kalmışsındır o büyük şeylerle. O kadar güçlü değilsindir. Olmak istersin. Olamazsın. Yardım almak istersin. Alamazsın. Gitmelerini beklersin. Üstlerine gidersin. Bazen küçülürler. Bazen daha büyük halde gelirler. Çok yorulursun. Tek başına olmak istemezsin.
Yürürsün. Kabullenirsin. Kaybetmiş bir şekilde yürürsün. En boktan halinle. Gidecek yerin yoktur. Bi yere doğru yürürsün. Eski anılarına doğru götürür seni. Bu belki de mucizedir. Hep aradığın mucizeye ulaşırsın. Duygusal olabilmişsindir. Kabul edebilmişsindir yenilmeyi. Anılara yürüyecek kadar düşmüşsündür. Ayak bastığı, geçtiği yerleri görürsün. O bile iyi hissettirir. Oradan ayrılmamak istersin.
Daha büyük mucize ararsın. Belki o da hisseder. Ama hissetmez. Gerçekler acıdır. Hayatın en korkunç tarafı gerçeklerdir. Mucize yoktur. Belki de vardır. Umut edemezsin. Gücün yoktur. Bir hayal kırıklığı daha yaşayamazsın. Kalkamayacağını bilirsin.
Çok kötüdür. Sadece yürümek. Nerede olduğunu bilmeden. Sadece yürümek. Çok uzaklara gitmek istersin. Gidemezsin. Geri dönersin. Mucize yoktur. Olmadığını zaten hep bilirsin. Ama umut ölmez. İhtimali olsa anılarla boğulmak istersin. Onlar da yeter. Ama yoktur. Hep daha kötüye götürür seni. Artık düşmek istemezsin. Hayat böyle bişeyse eğer çok yorucudur. Sürekli tek başına düşüp kalkmak yorar. Yormakla kalmaz.
Dönerken balkonda bi adam görürsün. Çok uzaklara bakar. Çok uzaklara. Çok fazla yalnızlık vardır hayatta. Bu çok üzücü bişeydir. Artık pek fazla umut yoktur. Alışmak gerekir. Yalnız kalmak istersin. Yalnızlığını başkalarına göstermek istemezsin. Zarar görürsün. Bu bir yaradır. İyileşmeyen bir yara. Belki herkeste olan. Ama senin daha fazla hissettiğin. Yalnız olmamak nasıl bişeydir hatırlamazsın. İnsanların yanına gidersin. Kurtulmak istersin. Ama yine yalnız kalırsın. İnsanların yanında yalnız olmak daha kötüdür. Anlayamazlar. Anlatamazsın.
Bir kere geçmiş gibi olmuştur. Sonra geçmemiştir. Ama geçmiş gibi olması bile cennettir senin için. O yüzden hep onu ararsın. Anılar bile güzeldir. Çok güzeldir. Ama artık mucize yoktur. Balkondaki adam gibi olmak istemezsin. Ama olacağını bilirsin.
16 Kasım 2019 Cumartesi
senden nefret ediyorum çünkü beni çok iyi tanıyorsun
''Beni nasıl gördüğünden nefret ettiğim için kitaptan nefret ediyordum. Çünkü beni herkesten iyi tanıyorsun. Eğer sen öyle düşünürsen... Galiba sorum şu, sence... Sence benim için çok mu geç?''
Bojack Horseman'da böyle bir replik var. En azından bunla ilgili bişeyler yazabilirim diye düşündüm. Hiç olmadı yazının başına bu repliği koyarım. O da yeter hislerimi anlatmaya.
''İyi biri olduğumu söylemene ihtiyacım var. Biliyorum biraz bencil,narsistik ve kendine zarar veren biriyim ama tüm bunların altında, derinlerde iyi biriyim. İyi biri olduğumu söylemene ihtiyacım var Diane. Lütfen söyle. İyi olduğumu söyle.''
Ve böyle devam ediyor. Neden bu repliklerde kendimi buluyorum bilmiyorum. Gerçekten ben de böyle biri miyim yoksa yine mi kendime fazla yükleniyorum onu da bilmiyorum. Ama derinlerde büyük suçluluk ve pişmanlık yaşıyorum böyle şeyler gördükten sonra. Kaçmak istiyorum bu düşüncelerden.
2 gün sonra bu yazıya devam ediyorum. Bugün özellikle bu gece baya kötü hissediyorum. Zayıf noktalarıma basıldıgını hissediyorum. Kapattığım yaraları biraz eşeledim galiba. Geçmişimdeki ve zor günlerime tanıklık etmiş herkesin yanında biraz kötü hissediyorum. Biraz yüzleşme yaşıyorum. Oysa ben uzun zamandır geçmişimi kapatmak ve yeni biri olmak için çabalıyordum.
Çoook uzun zamandır bu duyguyu ilk defa yaşıyorum. Ve farkettim ki bu hisler benim karakterimi ve sosyal ilişkilerimi çok kötü etkiliyor. Çünkü kendimi eksik hissediyorum. Tamamen yeni biri olmaya çalışmam çok doğru bi hamleymiş. İlk defa eskisi gibi olduğumu hissettim. Bunalmış,çok mutsuz ve sorunlu biri gibi hissediyorum. Ben o günlerden ve hislerden kaçabildiğim kadar kaçıyordum uzun zamandır.
Umuyorum ki artık bu duygular devam etmez. Artık eskisinden daha güçlüyüm. Bu hisler geçici. Bu dipsiz çukura girmek istemezdim ama girelim bakalım.
Genelde yaşananlardan sonra hatalı olan taraf bensem pek kabul etmem. Suçu karşıya atarım. Sonra da mağdur rolüne girer bana kötü davranıldığını düşünürüm.
Beni yakından tanıyan ve zor günlerimi bilen bi arkadaşımla beraberdik bugün. İyiydim yani eskisi gibi olmadığı kendim de anlayabiliyodum. Gülüp eğlenebiliyodum. Uzun zamandır böyleyim. O aptal,sorunlu günleri geride bırakalı çok oldu. Bunu herkese göstermeye çalışıyorum. Eski saçmasapan düşüncelerimden kurtulduğumu hissedebiliyorum. Bi noktada konu açılınca eski sevgilime yaptığım bazı şeylerin karaktersizlik olduğunu söyledi. Düşündüm. Gerçekten de öyleydi. Ve karşı tarafın nasıl hissettiğini hiç düşünmemiştim daha önce.
Ne kadar kötü hissettiğini düşündüm onun. Ve benim o halde bile onu suçladığımı. Bana birinin değer verebileceğine inanmıyordum. Hala da öyle. Ama bana değer veriyordu galiba. Çünkü hep beraberdik. Ve saçmasapan hallerimde bile yanımda oluyordu. Ben birine bu kadar değer versem bana yaptığı bazı hareketler beni çok fazla incitirdi. Ki incitti de. Onu o kadar incitmemişti bence. Neden bilmiyorum ama hala onun çok umrunda olduğunu düşünmüyorum. Çünkü umrunda olsa söylerdi, ne bileyim çok kötü hissederdi. O bişey yapmazdı.
Ama benim yaptıklarım iğrenç şeylerdi. Bunu kabul ediyorum. Şu an onun ağırlığını taşıyorum. Şu an düzgün bir kafayla bunları düşünüyorum. O zamanlar böyle düşünmüyordum. Öyle düşünmememin de elbet sebepleri vardır. Demekki gerçekten onun çok üzülmediğini ve bana değer vermediğini biliyordum. Çünkü hep eğleniyorduk ve mutlu oluyorduk. Diğer türlü yanımda olmak istemezdi diye düşünmüştüm. Gerçekten bana çok değer verse ve içten sevse benim en ufak hatalarımda bile benim gibi kafayı yerdi. Benim onu gördüğüm gibi o beni hiçbir zaman görmemişti.
Başkalarını beğenirdi aslında. Tip olarak da. Ama benim onu çok sevdiğim için ve ilişkimiz ciddiye doğru gittiği için bana bağlıydı biraz. Benim hep güçlü karakterde olmam gerekliydi. Zayıf hissettiğim zamanlar onunla pek konuşamazdım. O yüzden hep sakladım. Biraz annem gibi. Sorunlarımı,sıkıntılarımı anlatamazdım. Anlayamazdı. Bazen desteğe ihtiyacım olurdu. Ondan bulamazdım hiçbir zaman o desteği. Benimse gözüm ondan başkasını görmezdi. Dünyadaki en güzel kız oydu. Ve bana gerçekten dertlerini, en samimi düşüncelerini de anlatsın isterdim. O biraz taktikli bi ilişki isterdi. İlk sevgili olduğumuz zamanlarda da ona demiştim 'Ben seni gerçekten çok seviyorum. Herşeyi konuşabiliriz,anlatabiliriz öyle saçmasapan taktiklere gerek yok diye.' Ailemden biri gibi görüyodum onu.
Yaptıklarımın bir sebebi var. Ama bahane değil. Çok kötü şeyler. Bunu bunu yaptın deseler,ki diyolar bişey diyemem. Ama zorunda kaldım biraz da. Dertlerimi ona anlatamazdım. Arkadaşım da pek kalmamıştı. Mecburen birilerine anlatma ihtiyacı duydum. Beni hep özgüvenli ve güçlü görmek isterdi onun için özgüvenimi yükseltmeye çalıştım. Kızlarla konuşmalarıma bişey demezdi sadece bana anlatma derdi. O cümleyi bana nasıl kurabilir hala anlamıyorum. O kinim yüzümden hep başka kızlarla konuştum. Benim başkalarıyla konuşmam onu ilgilendirmiyordu. O sadece mutlu olmak istiyordu. Onu mutlu etmemi.
Bunlar bilinçaltımın beni haklı çıkarmak için düşündüğü şeyler mi bilmiyorum. İlk başlarda hiç sorun yokken sonradan niye bu kadar sorun oldu yaptığım şeyler bilmiyorum. Niye sürekli onu suçluyorum diye düşünüp kendime kızmıştım ama sebepler biraz da bunlar.
Velhasıl kelam bu işin içinden çıkılmaz. Düşündükçe laf lafı açar. Hiçbiyere varılmaz. Çünkü haklı haksız yoktur baze. Öyle olması gerekiyodur ve olmuştur. Artık geri dönüş yoktur. Hala arada eski günleri düşünüp içinden bol bol keşkeler geçiren bir gerizekalı ben varımdır. Masada başka kimse kalmamıştır. Her zamanki gibi. Herkes yoluna bakmış herşeyi unutmuştur. Ben hala hayata ayak uyduramamış kara kara düşünüyorumdur. Elbet arada bu düşünceler ve duygular gelecektir bazen. Acaba mı diye düşünülecek sonra hayatın izlediğim filmlerdeki gibi olmadığı gerçeğini kendi suratıma vuracak olan kişi benimdir yine. İnsanlar nasıl bu kadar kolay hayatına devam edebiliyo diye düşünmekten kendimi alıkoyamıcam bu gece yine. Hayatın anlamının o içerdeki yaralarda gizli olduğunu neden sadece ben düşünüyorum diye sorgulama yapılacaktır. O yaralar yara olarak kalmamalı iyileşmelidir bence. Yaralar çok değerli. Arada kanatmak hoşuma bile gider. Yaralardır hayatı değerli kılan. Öyle değil mi?
Annem gibiydin. Annemle yaşadığım sorunların hepsini seninle yaşadım. Onu ne kadar çok sevsem de, her şeyden çok sevsem de içten içe hep bir kinim olmuştur. Yaptığı ufak şeyler bende büyük hasarlar bıraktı. Ben bişeyler anlatırken beni susturup dizi izledi diye 10 yılı aşkın hiçbirşeyimi ona anlatmadım. Bu bir sevgidir aslında. Çok fazla sevgi. Çok çok fazla sevgi. Karşılığını bulamamış bi sevgi. Seninle de öyleydi. Beni sevdiğini bilsem de beni gerçekten sevdiğini hiç hissetmedim. Karşılık hiç bulamadım. Belki de ben abartıyorumdur. Ama yine de aynı işte. Hep kendimi başarıya, daha güçlü olmaya ve duygusal olmamaya zorladım. Anneme karşı da sana karşı da. Zayıflıklarımı anlatamadım. Anlatınca önemsemeyeceğinizi biliyordum. Başaramadığımı hissettiğim zamanlar kendimi bıraktım. Çocuklaştım hatta çocuk oldum. Ayağa kalkacak gücüm kalmadı. Çünkü sevilmeyecektim artık. Zayıftım.
Sırdaşımdın aynı zamanda. Her ne kadar herşeyimi rahatça anlatamasam da kimseye anlatamadığım bazı şeyleri sana anlattım. Zayıf gözükmek çok kötü bişeydi benim için. Ama sen küs kalma diye bir kere sana anlattım. Geçirdiğim zor günleri sana anlattım az da olsa. Depresyona girip defalarca okuduğum kitabı, annemin kitabın ilk sayfasına yazdığı yazıyı sen gördün. Ve o kitabı sana vermek istedim. Kimseye göstermediğim bi yanımı sana göstermiştim. Ve o hep sende kalsın istemiştim. Bu hissettiğim duygularımı gösterme şeklimdi biraz. Bu benim kelimelerle anlatamayacağım bir sevgiydi. Anladın mı bilmiyorum. Ama ben sevgimi bundan daha fazla gösterebileceğim bir yol bilmiyorum.
Sevgilimdin. Senin ellerini tutmak çok farklı bi histi. Hiç öyle bişey yaşamamıştım galiba. Sürekli sana bakıyodum. Ellerini öpüyodum. Birinin beni sevdiği bi ilişkide hiç bulunmamıştım. Beni sevdiğini bildiğim biri yanımdaydı. Ona bakınca içimde garip duygular hissediyodum. Hayatı ve gerçekliği unutuyo gibi hissediyodum. Sadece o ve ben vardım. Bu hisleri kelimelerle anlatmak zor. Düşünsem de bulamıyorum. Rüyada yaşamak gibi. Bulabileceğim en yakın tamlama bu.
Benim meleğimdin. Hayatımın en zor zamanında seninle tanıştım. Mucize gibiydi benim için. Sana da defalarca söyledim. Benim meleğimsin. Gerçekten. Söylediğim hiçbirşeyi kelimelerin güzelliğine sığınarak söylemiyorum. Hepsini hissederek söylüyorum. Sen olmasan intihar da edebilirdim. Hayatımı senin bana gelmene borçluyum belki de. Teşekkür ederim.
Bana hayatı öğrettin. Yokluğunla daha çok. Bu yazdığım yazıların aslında hiçbir anlamı olmadığını biliyorum artık. Ben ne kadar hissetsem de hepsinin boş şeyler olduğunu. Hayaller içinde yüzdüğümü. Senin bunlarla alakanın olmadığını. Hayatın bu kadar romantik biyer olmadığını. Duyguların gelip geçici olduğunu. Sana bunları söylesem bu duyguların binde birini bile hissedemeyeceğini. Çoktan beni unuttuğunu. Benim gerizekalı gibi hala arada böyle aptal aptal triplere girdiğimi. Bu duyguları haketmediğimi. Önce hayatımı düzeltmem gerektiğini. Benim fazla duygusal ve hayalci biri olduğumu. Bütün bunların geçmişte kaldığını, hayatın devam ettiğini ama benim hala o günleri bugün yaşanmış gibi hissettiğimi. Herkesin benim gibi olmadığını. Benim hissettiğim şeyleri hissetmediğini. Bazı şeyleri zorlamamak gerektiğini. İlk önce benim mutlu olmam, hayatımı düzeltmem gerektiğini, sonrasının zaten güzel olacağını.
Varlığınla da öğrendim bazı şeyler. Mutluluğun nasıl bişey olduğunu, ne kadar haketmesem de bu duyguların çok güzel olduğunu. Kitaplardaki,filmlerdeki duyguların gerçekte çok daha büyüleyici olduğunu. Kendi iğrenç kişiliğimi saklayınca insanların beni sevebileceğini. Güçlü hissetmenin nasıl bişey olduğunu. Bir kadının gözlerinin içinin nasıl parladığını. Bir kadının gözlerinin içinin parladığını görmenin dünyada gördüğüm tüm manzaralardan daha güzel olabileceğini.
İlk defa mutluydum işte. İlk defa yalnız hissetmiyodum. Biri yanımdaydı ve beni seviyordu. Hayattan o dönemlerde tek istediğim buydu belki de. Ve çok daha fazlasını verdi bana. Bu olay benim için çok fazla anlamlı olduğu için her zaman çok fazla dramatize edip duygusal yaklaştım bu konuya. Tabi karşı taraf aynı şekilde hissetmeyince böyle olmuyor. Anlattığım şeyler biraz abartı biliyorum. Karşı taraf öyle hissetmiyorsa ben kendi kendime öyle hissetmişimdir. Aptallık aslında yaptığım. Kendi kendime duygusal düşünmüşüm olayı. Gerçeklikten kopmuşum biraz.
Hatta yeni birine yavaştan aşık olmaya başlıyo gibi hissetmiştim geçen hafta. Kalbim hızlı çarpmaya başlıyodu onu görünce. Tabi ayarsız, kontrolsüz duygular olmaz bu sefer olsa bile biliyorum. Daha ayağı yere basan gerçek duygular olur. Bugün bu konulara biraz girince ister istemez kafam eskilere gitti biraz. Aralarda böyle olmasını normal karşılıyorum. Çünkü çok şey yaşadım ve en ihtiyacım olan dönemlerde yaşadım. Zor şeyler de yaşadım. Benim için çok büyük bir olay o yüzden. Bi de en ergen dönemlerime denk gelmiş olması beni biraz hayalciliğe itti tabi. Çok kötü şeyler de yaptım, bana da yapıldı. Aslında o hep aradığım aşkı yaşadım. Acısıyla tatlısıyla. Uzun bi süre bütün etkilerini silmeye çalıştım. Ama yavaş yavaş hissediyorum ki o izler benim sahip olduğum en güzel şeyler.
Gönül isterdi ki o hisler yerini bulsun. Gerçekten hep mucizevi şeyler olsun. Ama hayat öyle değil. Tarifsiz duygular beslediğiniz biriyle çok saçma şeyler yaşayıp iki yabancı gibi olabiliyosunuz. O gerçekliğe ben yetişemiyorum. Benim hayallere ihtiyacım var. Aldanmaya. Gerçeklikte ne kadar başarılı olursam olayım bi tarafım hep hayalleri yaşamayı isticek. Bu yazdıklarımı da içimde kalmasın diye yazdım. Tamamen benim kafamda yaşadığım duygular zaten hepsi. Yine de hissettiğim için güzeller. Sadece bunlarla dalga geçilmesi, çok büyük bişeymiş gibi görülmesi canımı sıkmıştı. Ben saf aşıkmışım gibi falan. Ben en başından beri böyle hissediyodum onun da öyle hissettiğini düşünüyodum. O hiç o tarz şeyler hissetmemiş. Karşımdaki kim olursa olsun o dönem aynı duyguları hissederdim diye düşünüyorum. Çünkü ihtiyacım vardı. Çok fazla hem de. Gururuma dokundu o yüzden ben en baştan beri sanki büyülenmişim güzelliğiyle falan gibi algılanmasına. Ve onun bunu yapmasına. Bu şekilde düşündüğünü bilsem bunlar yaşanmazdı hiçbir şekilde. Biraz utanıyorum duygularımdan o yüzden. Saçmasapan insanların hayatına saçmasapan şekilde dahil oldum.
Duygu değişimlerim fazla. Bu konuyu halledemiyorum demekki. Haklı haksız yok gerçekten. Kızayım mı seveyim mi güzel mi hatırlayayım bilemiyorum. Onu bir daha hiç göremeyecek olsam o da beni göremeyecek olsa hergün gülümseyerek hayalimizi kurarım. Ama salak pozisyonuna düşmek istemiyorum artık daha fazla. Saf aşık haline getirdiler durumu. Sevdiğim için utanır oldum. O da seviyo zannediyodum, bu işleri bilmiyodum, bu kadar kolay unutacagını da dusunmemiştim. Ama çok güzel senelerim geçti. O seneleri çöpe atamam. Güzel hatırlamak istiyorum. Ve biraz abartılı ve hayalci şekilde hatırlamak istiyorum. Karakterim böyle.
Yazıyı kendi kendimle kavga eder hale çevirdim. Yine onunla konuştuğum veya onun bunları okuyacağı hissine kapıldım. Öyle olunca kötü bişey yaparken yakalanan ufak bi çocuğa dönüyorum. Suçu başkasına atıp kendimi aklamaya çalışıyorum. Aptalım. İlk başlarda oluyordu. Yani beni takip ediyordu tabiki. O kadar zamandan sonra. Ben de hala beni sevdiğini hissedebiliyodum az da olsa. Sonradan baş edemedim o durumla. Daha da dibe battım. Biliyorum ki bana kalan son saygısı son sevgisi de bitti. Bu boktan halde bile ufacık olsa beni belki seviyodur umudu var. O kadar şeye rağmen. Bu umut dünyadaki en kötü şey. Ve her zaman olucak galiba. Hiç düşünmemek çözüm belki. Bugün kendime izin veriyorum bunu düşünmek için.
Hayatım boyunca bu olayı çözemicem galiba düşündükçe. Düşünmenin faydası yok bunu çoktan anladım. Olay aslında çok basit. Uzaklaştık o veya bu sebepten ve bitti. Ama benim pişmanlıklarım ve keşkelerim bunu kabul etmiyor. Sevilmemeyi kabul etmiyor. Ama ona aşkım dediğimde çok güzel hissediyodum. Hele elini tutarken aşkım demek daha güzeldi. Niye bu kadar romantik şeyleri özlüyorum bilmiyorum ama aşkım deyince sanki bütün dertlerim geçiyo gibi oluyodu. Bu yazıyı bitiremiyorum. Çünkü onla tek bağım bu yazı şu an. Uzattıkça uzatasım geliyo. Rüyalarımdaki gibi. Yine gidiyosun. Güle güle.
Bojack Horseman'da böyle bir replik var. En azından bunla ilgili bişeyler yazabilirim diye düşündüm. Hiç olmadı yazının başına bu repliği koyarım. O da yeter hislerimi anlatmaya.
''İyi biri olduğumu söylemene ihtiyacım var. Biliyorum biraz bencil,narsistik ve kendine zarar veren biriyim ama tüm bunların altında, derinlerde iyi biriyim. İyi biri olduğumu söylemene ihtiyacım var Diane. Lütfen söyle. İyi olduğumu söyle.''
Ve böyle devam ediyor. Neden bu repliklerde kendimi buluyorum bilmiyorum. Gerçekten ben de böyle biri miyim yoksa yine mi kendime fazla yükleniyorum onu da bilmiyorum. Ama derinlerde büyük suçluluk ve pişmanlık yaşıyorum böyle şeyler gördükten sonra. Kaçmak istiyorum bu düşüncelerden.
2 gün sonra bu yazıya devam ediyorum. Bugün özellikle bu gece baya kötü hissediyorum. Zayıf noktalarıma basıldıgını hissediyorum. Kapattığım yaraları biraz eşeledim galiba. Geçmişimdeki ve zor günlerime tanıklık etmiş herkesin yanında biraz kötü hissediyorum. Biraz yüzleşme yaşıyorum. Oysa ben uzun zamandır geçmişimi kapatmak ve yeni biri olmak için çabalıyordum.
Çoook uzun zamandır bu duyguyu ilk defa yaşıyorum. Ve farkettim ki bu hisler benim karakterimi ve sosyal ilişkilerimi çok kötü etkiliyor. Çünkü kendimi eksik hissediyorum. Tamamen yeni biri olmaya çalışmam çok doğru bi hamleymiş. İlk defa eskisi gibi olduğumu hissettim. Bunalmış,çok mutsuz ve sorunlu biri gibi hissediyorum. Ben o günlerden ve hislerden kaçabildiğim kadar kaçıyordum uzun zamandır.
Umuyorum ki artık bu duygular devam etmez. Artık eskisinden daha güçlüyüm. Bu hisler geçici. Bu dipsiz çukura girmek istemezdim ama girelim bakalım.
Genelde yaşananlardan sonra hatalı olan taraf bensem pek kabul etmem. Suçu karşıya atarım. Sonra da mağdur rolüne girer bana kötü davranıldığını düşünürüm.
Beni yakından tanıyan ve zor günlerimi bilen bi arkadaşımla beraberdik bugün. İyiydim yani eskisi gibi olmadığı kendim de anlayabiliyodum. Gülüp eğlenebiliyodum. Uzun zamandır böyleyim. O aptal,sorunlu günleri geride bırakalı çok oldu. Bunu herkese göstermeye çalışıyorum. Eski saçmasapan düşüncelerimden kurtulduğumu hissedebiliyorum. Bi noktada konu açılınca eski sevgilime yaptığım bazı şeylerin karaktersizlik olduğunu söyledi. Düşündüm. Gerçekten de öyleydi. Ve karşı tarafın nasıl hissettiğini hiç düşünmemiştim daha önce.
Ne kadar kötü hissettiğini düşündüm onun. Ve benim o halde bile onu suçladığımı. Bana birinin değer verebileceğine inanmıyordum. Hala da öyle. Ama bana değer veriyordu galiba. Çünkü hep beraberdik. Ve saçmasapan hallerimde bile yanımda oluyordu. Ben birine bu kadar değer versem bana yaptığı bazı hareketler beni çok fazla incitirdi. Ki incitti de. Onu o kadar incitmemişti bence. Neden bilmiyorum ama hala onun çok umrunda olduğunu düşünmüyorum. Çünkü umrunda olsa söylerdi, ne bileyim çok kötü hissederdi. O bişey yapmazdı.
Ama benim yaptıklarım iğrenç şeylerdi. Bunu kabul ediyorum. Şu an onun ağırlığını taşıyorum. Şu an düzgün bir kafayla bunları düşünüyorum. O zamanlar böyle düşünmüyordum. Öyle düşünmememin de elbet sebepleri vardır. Demekki gerçekten onun çok üzülmediğini ve bana değer vermediğini biliyordum. Çünkü hep eğleniyorduk ve mutlu oluyorduk. Diğer türlü yanımda olmak istemezdi diye düşünmüştüm. Gerçekten bana çok değer verse ve içten sevse benim en ufak hatalarımda bile benim gibi kafayı yerdi. Benim onu gördüğüm gibi o beni hiçbir zaman görmemişti.
Başkalarını beğenirdi aslında. Tip olarak da. Ama benim onu çok sevdiğim için ve ilişkimiz ciddiye doğru gittiği için bana bağlıydı biraz. Benim hep güçlü karakterde olmam gerekliydi. Zayıf hissettiğim zamanlar onunla pek konuşamazdım. O yüzden hep sakladım. Biraz annem gibi. Sorunlarımı,sıkıntılarımı anlatamazdım. Anlayamazdı. Bazen desteğe ihtiyacım olurdu. Ondan bulamazdım hiçbir zaman o desteği. Benimse gözüm ondan başkasını görmezdi. Dünyadaki en güzel kız oydu. Ve bana gerçekten dertlerini, en samimi düşüncelerini de anlatsın isterdim. O biraz taktikli bi ilişki isterdi. İlk sevgili olduğumuz zamanlarda da ona demiştim 'Ben seni gerçekten çok seviyorum. Herşeyi konuşabiliriz,anlatabiliriz öyle saçmasapan taktiklere gerek yok diye.' Ailemden biri gibi görüyodum onu.
Yaptıklarımın bir sebebi var. Ama bahane değil. Çok kötü şeyler. Bunu bunu yaptın deseler,ki diyolar bişey diyemem. Ama zorunda kaldım biraz da. Dertlerimi ona anlatamazdım. Arkadaşım da pek kalmamıştı. Mecburen birilerine anlatma ihtiyacı duydum. Beni hep özgüvenli ve güçlü görmek isterdi onun için özgüvenimi yükseltmeye çalıştım. Kızlarla konuşmalarıma bişey demezdi sadece bana anlatma derdi. O cümleyi bana nasıl kurabilir hala anlamıyorum. O kinim yüzümden hep başka kızlarla konuştum. Benim başkalarıyla konuşmam onu ilgilendirmiyordu. O sadece mutlu olmak istiyordu. Onu mutlu etmemi.
Bunlar bilinçaltımın beni haklı çıkarmak için düşündüğü şeyler mi bilmiyorum. İlk başlarda hiç sorun yokken sonradan niye bu kadar sorun oldu yaptığım şeyler bilmiyorum. Niye sürekli onu suçluyorum diye düşünüp kendime kızmıştım ama sebepler biraz da bunlar.
Velhasıl kelam bu işin içinden çıkılmaz. Düşündükçe laf lafı açar. Hiçbiyere varılmaz. Çünkü haklı haksız yoktur baze. Öyle olması gerekiyodur ve olmuştur. Artık geri dönüş yoktur. Hala arada eski günleri düşünüp içinden bol bol keşkeler geçiren bir gerizekalı ben varımdır. Masada başka kimse kalmamıştır. Her zamanki gibi. Herkes yoluna bakmış herşeyi unutmuştur. Ben hala hayata ayak uyduramamış kara kara düşünüyorumdur. Elbet arada bu düşünceler ve duygular gelecektir bazen. Acaba mı diye düşünülecek sonra hayatın izlediğim filmlerdeki gibi olmadığı gerçeğini kendi suratıma vuracak olan kişi benimdir yine. İnsanlar nasıl bu kadar kolay hayatına devam edebiliyo diye düşünmekten kendimi alıkoyamıcam bu gece yine. Hayatın anlamının o içerdeki yaralarda gizli olduğunu neden sadece ben düşünüyorum diye sorgulama yapılacaktır. O yaralar yara olarak kalmamalı iyileşmelidir bence. Yaralar çok değerli. Arada kanatmak hoşuma bile gider. Yaralardır hayatı değerli kılan. Öyle değil mi?
Annem gibiydin. Annemle yaşadığım sorunların hepsini seninle yaşadım. Onu ne kadar çok sevsem de, her şeyden çok sevsem de içten içe hep bir kinim olmuştur. Yaptığı ufak şeyler bende büyük hasarlar bıraktı. Ben bişeyler anlatırken beni susturup dizi izledi diye 10 yılı aşkın hiçbirşeyimi ona anlatmadım. Bu bir sevgidir aslında. Çok fazla sevgi. Çok çok fazla sevgi. Karşılığını bulamamış bi sevgi. Seninle de öyleydi. Beni sevdiğini bilsem de beni gerçekten sevdiğini hiç hissetmedim. Karşılık hiç bulamadım. Belki de ben abartıyorumdur. Ama yine de aynı işte. Hep kendimi başarıya, daha güçlü olmaya ve duygusal olmamaya zorladım. Anneme karşı da sana karşı da. Zayıflıklarımı anlatamadım. Anlatınca önemsemeyeceğinizi biliyordum. Başaramadığımı hissettiğim zamanlar kendimi bıraktım. Çocuklaştım hatta çocuk oldum. Ayağa kalkacak gücüm kalmadı. Çünkü sevilmeyecektim artık. Zayıftım.
Sırdaşımdın aynı zamanda. Her ne kadar herşeyimi rahatça anlatamasam da kimseye anlatamadığım bazı şeyleri sana anlattım. Zayıf gözükmek çok kötü bişeydi benim için. Ama sen küs kalma diye bir kere sana anlattım. Geçirdiğim zor günleri sana anlattım az da olsa. Depresyona girip defalarca okuduğum kitabı, annemin kitabın ilk sayfasına yazdığı yazıyı sen gördün. Ve o kitabı sana vermek istedim. Kimseye göstermediğim bi yanımı sana göstermiştim. Ve o hep sende kalsın istemiştim. Bu hissettiğim duygularımı gösterme şeklimdi biraz. Bu benim kelimelerle anlatamayacağım bir sevgiydi. Anladın mı bilmiyorum. Ama ben sevgimi bundan daha fazla gösterebileceğim bir yol bilmiyorum.
Sevgilimdin. Senin ellerini tutmak çok farklı bi histi. Hiç öyle bişey yaşamamıştım galiba. Sürekli sana bakıyodum. Ellerini öpüyodum. Birinin beni sevdiği bi ilişkide hiç bulunmamıştım. Beni sevdiğini bildiğim biri yanımdaydı. Ona bakınca içimde garip duygular hissediyodum. Hayatı ve gerçekliği unutuyo gibi hissediyodum. Sadece o ve ben vardım. Bu hisleri kelimelerle anlatmak zor. Düşünsem de bulamıyorum. Rüyada yaşamak gibi. Bulabileceğim en yakın tamlama bu.
Benim meleğimdin. Hayatımın en zor zamanında seninle tanıştım. Mucize gibiydi benim için. Sana da defalarca söyledim. Benim meleğimsin. Gerçekten. Söylediğim hiçbirşeyi kelimelerin güzelliğine sığınarak söylemiyorum. Hepsini hissederek söylüyorum. Sen olmasan intihar da edebilirdim. Hayatımı senin bana gelmene borçluyum belki de. Teşekkür ederim.
Bana hayatı öğrettin. Yokluğunla daha çok. Bu yazdığım yazıların aslında hiçbir anlamı olmadığını biliyorum artık. Ben ne kadar hissetsem de hepsinin boş şeyler olduğunu. Hayaller içinde yüzdüğümü. Senin bunlarla alakanın olmadığını. Hayatın bu kadar romantik biyer olmadığını. Duyguların gelip geçici olduğunu. Sana bunları söylesem bu duyguların binde birini bile hissedemeyeceğini. Çoktan beni unuttuğunu. Benim gerizekalı gibi hala arada böyle aptal aptal triplere girdiğimi. Bu duyguları haketmediğimi. Önce hayatımı düzeltmem gerektiğini. Benim fazla duygusal ve hayalci biri olduğumu. Bütün bunların geçmişte kaldığını, hayatın devam ettiğini ama benim hala o günleri bugün yaşanmış gibi hissettiğimi. Herkesin benim gibi olmadığını. Benim hissettiğim şeyleri hissetmediğini. Bazı şeyleri zorlamamak gerektiğini. İlk önce benim mutlu olmam, hayatımı düzeltmem gerektiğini, sonrasının zaten güzel olacağını.
Varlığınla da öğrendim bazı şeyler. Mutluluğun nasıl bişey olduğunu, ne kadar haketmesem de bu duyguların çok güzel olduğunu. Kitaplardaki,filmlerdeki duyguların gerçekte çok daha büyüleyici olduğunu. Kendi iğrenç kişiliğimi saklayınca insanların beni sevebileceğini. Güçlü hissetmenin nasıl bişey olduğunu. Bir kadının gözlerinin içinin nasıl parladığını. Bir kadının gözlerinin içinin parladığını görmenin dünyada gördüğüm tüm manzaralardan daha güzel olabileceğini.
İlk defa mutluydum işte. İlk defa yalnız hissetmiyodum. Biri yanımdaydı ve beni seviyordu. Hayattan o dönemlerde tek istediğim buydu belki de. Ve çok daha fazlasını verdi bana. Bu olay benim için çok fazla anlamlı olduğu için her zaman çok fazla dramatize edip duygusal yaklaştım bu konuya. Tabi karşı taraf aynı şekilde hissetmeyince böyle olmuyor. Anlattığım şeyler biraz abartı biliyorum. Karşı taraf öyle hissetmiyorsa ben kendi kendime öyle hissetmişimdir. Aptallık aslında yaptığım. Kendi kendime duygusal düşünmüşüm olayı. Gerçeklikten kopmuşum biraz.
Hatta yeni birine yavaştan aşık olmaya başlıyo gibi hissetmiştim geçen hafta. Kalbim hızlı çarpmaya başlıyodu onu görünce. Tabi ayarsız, kontrolsüz duygular olmaz bu sefer olsa bile biliyorum. Daha ayağı yere basan gerçek duygular olur. Bugün bu konulara biraz girince ister istemez kafam eskilere gitti biraz. Aralarda böyle olmasını normal karşılıyorum. Çünkü çok şey yaşadım ve en ihtiyacım olan dönemlerde yaşadım. Zor şeyler de yaşadım. Benim için çok büyük bir olay o yüzden. Bi de en ergen dönemlerime denk gelmiş olması beni biraz hayalciliğe itti tabi. Çok kötü şeyler de yaptım, bana da yapıldı. Aslında o hep aradığım aşkı yaşadım. Acısıyla tatlısıyla. Uzun bi süre bütün etkilerini silmeye çalıştım. Ama yavaş yavaş hissediyorum ki o izler benim sahip olduğum en güzel şeyler.
Gönül isterdi ki o hisler yerini bulsun. Gerçekten hep mucizevi şeyler olsun. Ama hayat öyle değil. Tarifsiz duygular beslediğiniz biriyle çok saçma şeyler yaşayıp iki yabancı gibi olabiliyosunuz. O gerçekliğe ben yetişemiyorum. Benim hayallere ihtiyacım var. Aldanmaya. Gerçeklikte ne kadar başarılı olursam olayım bi tarafım hep hayalleri yaşamayı isticek. Bu yazdıklarımı da içimde kalmasın diye yazdım. Tamamen benim kafamda yaşadığım duygular zaten hepsi. Yine de hissettiğim için güzeller. Sadece bunlarla dalga geçilmesi, çok büyük bişeymiş gibi görülmesi canımı sıkmıştı. Ben saf aşıkmışım gibi falan. Ben en başından beri böyle hissediyodum onun da öyle hissettiğini düşünüyodum. O hiç o tarz şeyler hissetmemiş. Karşımdaki kim olursa olsun o dönem aynı duyguları hissederdim diye düşünüyorum. Çünkü ihtiyacım vardı. Çok fazla hem de. Gururuma dokundu o yüzden ben en baştan beri sanki büyülenmişim güzelliğiyle falan gibi algılanmasına. Ve onun bunu yapmasına. Bu şekilde düşündüğünü bilsem bunlar yaşanmazdı hiçbir şekilde. Biraz utanıyorum duygularımdan o yüzden. Saçmasapan insanların hayatına saçmasapan şekilde dahil oldum.
Duygu değişimlerim fazla. Bu konuyu halledemiyorum demekki. Haklı haksız yok gerçekten. Kızayım mı seveyim mi güzel mi hatırlayayım bilemiyorum. Onu bir daha hiç göremeyecek olsam o da beni göremeyecek olsa hergün gülümseyerek hayalimizi kurarım. Ama salak pozisyonuna düşmek istemiyorum artık daha fazla. Saf aşık haline getirdiler durumu. Sevdiğim için utanır oldum. O da seviyo zannediyodum, bu işleri bilmiyodum, bu kadar kolay unutacagını da dusunmemiştim. Ama çok güzel senelerim geçti. O seneleri çöpe atamam. Güzel hatırlamak istiyorum. Ve biraz abartılı ve hayalci şekilde hatırlamak istiyorum. Karakterim böyle.
Yazıyı kendi kendimle kavga eder hale çevirdim. Yine onunla konuştuğum veya onun bunları okuyacağı hissine kapıldım. Öyle olunca kötü bişey yaparken yakalanan ufak bi çocuğa dönüyorum. Suçu başkasına atıp kendimi aklamaya çalışıyorum. Aptalım. İlk başlarda oluyordu. Yani beni takip ediyordu tabiki. O kadar zamandan sonra. Ben de hala beni sevdiğini hissedebiliyodum az da olsa. Sonradan baş edemedim o durumla. Daha da dibe battım. Biliyorum ki bana kalan son saygısı son sevgisi de bitti. Bu boktan halde bile ufacık olsa beni belki seviyodur umudu var. O kadar şeye rağmen. Bu umut dünyadaki en kötü şey. Ve her zaman olucak galiba. Hiç düşünmemek çözüm belki. Bugün kendime izin veriyorum bunu düşünmek için.
Hayatım boyunca bu olayı çözemicem galiba düşündükçe. Düşünmenin faydası yok bunu çoktan anladım. Olay aslında çok basit. Uzaklaştık o veya bu sebepten ve bitti. Ama benim pişmanlıklarım ve keşkelerim bunu kabul etmiyor. Sevilmemeyi kabul etmiyor. Ama ona aşkım dediğimde çok güzel hissediyodum. Hele elini tutarken aşkım demek daha güzeldi. Niye bu kadar romantik şeyleri özlüyorum bilmiyorum ama aşkım deyince sanki bütün dertlerim geçiyo gibi oluyodu. Bu yazıyı bitiremiyorum. Çünkü onla tek bağım bu yazı şu an. Uzattıkça uzatasım geliyo. Rüyalarımdaki gibi. Yine gidiyosun. Güle güle.
10 Kasım 2019 Pazar
fobisel durumlar
Dün yarım kalan yazımı tamamlamak için yazmaya niyetlenmiştim. Ama şu an için nasıl bir kadın istediğimi anlatmaya çok hevesli değilim. Daha sonra tamamlarım. Ben, fobi olup olmadığını hala bilmediğim ve hala etkilendiğim bikaç şeyi anlatmak istiyorum. Lisede sınıfta yaşadığım utanç verici bir durumdan sonra yavaş yavaş sınıflarda çok rahatsız hissetmeye ve uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşmaya çalıştım hep. Bu hala eskisi kadar fazla olmasa da devam ediyor.
Bunun temelinde başarısızlık korkusu, istemediğim konuları dinlemek istememe,kolay sıkılma gibi sorunlar da olabilir. Çünkü insanlarla çok iyi anlaşamayan, asosyal, çok yalnız bir insandım. Derslerde sürekli pencereden dışarısını izleyen veya kitaba,deftere bişeyler karalayan biriydim. Bu durum artık beni çok fazla kötü hissettirdiği ve öyle biri olmayı kabullenemediğim için kendimi bir değişim sürecine soktum. Yavaş yavaş ön plana çıkabilen ve kendi olabilen birine dönüştüğümü hissediyordum.
Ama özgüveni yükselince fazla umursamaz ve itici birine de dönüşebiliyorum ki bu hoşuma gidiyordu. Sonra yaşadığım rezil edici olayla beraber, bazılarının beni dışlamaya çalışması falan derken çok kötü hissetmeye ve sınıftan kaçmaya başladım. Oluşturduğum karakter de yavaş yavaş yıkılıyordu. Hala bu iki karakter arasındaki dengeyi koruyamıyorum bu arada. Üniversitede hiç okula gitmeden geçirdiğim seneler sonunda okulum uzadı. Artık mecbur hissettiğim bir döneme girdim geçtiğimiz zamanlarda.
Bunun temelinde sosyal kaygılar olabilir. Sosyallik anlamında çok zayıftım. Sosyal kabiliyetlerim diyelim. Bunun geçmesi gerekiyordu diye düşünüyorum. Tabi sorunun aslında bu olduğunu geç farkettim. Hala sorunun bu olduğundan emin değilim ama büyük ihtimal öyle. İnsanlardan uzak kaldığım zamanlarda bu sorun git gide büyüdü. Uyumsuz,dışlanmış hissetmeye ve öyle olmaya baya bi alışmıştım.
İlaçlar, denenen bir sürü yöntemler falan fayda etmedi. Ben aslında çok başka şeyler yapmak istiyorum hayatta. Bir şeyler üretmek,öğrenmek, büyük şeyler yapmak istiyorum. Derslerde geçirilen zamanlar çok fazla pasif geçirilen zaman bana göre. Bu düşüncelerim de bu olayda etkili olabilir. Medya sektöründe olmak, bişeyler yazmak, bişeyler anlatmak,biyerleri dolaşmak veya bişeyler konuşmak istiyorum daha çok. Hayatı yaşadığımı bu şekillerde hissedebilirim gibi geliyor.
Ama hayat öyle değil malesef. Bunun sebeplerine kafa yormak yine dipsiz bir kuyuya götürür beni. Overthinking yasak. Kısacası bi süredir insanlarla ilişkilerimi geliştirmeye,sosyal ortamlarda daha çok vakit geçirmeye, dışarıya karşı daha açık bi insan olmaya gayret ediyordum. Ki başardığımı da hissettim. Yine o özlediğim ve hayatı yaşamaktan zevk aldığım karaktere kavuşmuştum. Sonra yine okul başladı...
Kendimi zorlamaya, insanlarla daha fazla diyalog kurmaya, sınıfta oturup dersi uzun uzun dinlemeye kendimi zorluyordum artık. Gerçekten zorluyordum. Sınıftan çıkıp gitmemek için kendimi zor tuttuğum çok zaman oldu. Yavaş yavaş dahil olduğumu hissettim hayata,insanlara. Okul bi kabus olmaktan biraz da olsa çıktı. Okuldayken insanlarla vakit geçirmek, diyalog kurmayı özlemişim aslında çokça. Var olmayı özlemişim. Hatta çok özlemişim.
Ama şu durumu kontrol etmek hala çok zor. Bu olay beni sosyal fobili birine çeviriyor. Ama bu olay etkisindeyken. Bu beni sosyal fobili yapar mı bilmiyorum. Çünkü beni gerçek hayatta tanıyan kimsenin aklının ucundan bile geçmez sosyal fobili biri olduğum. Tam tersini düşünürler. Ama okulda öyle olmuyor. Neden bilmiyorum. İnsanlara alışmam gerekiyor bunu biliyorum. Temelinde başarı korkusu falan filan var mı onu da düşündüm bolca. Bu olayın sadece okulda olması bunu düşündürttü bana. İlkokul yıllarında çok parlak bir öğrencilik hayatı geçirdim. Dereceler, ödüller. Sonrasında sosyal anlamda yaşadığım zorluklar beni garip birine çevirdi. Dersleri düşünecek gücüm bile yoktu. Aile olabilirdi sebebi bunun biraz. Artık güvendiğim insanların yanımda olmaması olabilirdi.
Çok geç alışan biriyim herşeye. Belki de alışamadığım ortamlarda güvenebildiğim birini bulamadığım için bu süreç bi girdaba dönüşüyordur. İlkokulda yine o süreçte öğretmenim bana çok yardım etmişti. Ve hayatımdaki en güzel ve başarılı senelerimi geçirmiştim. Mükemmel arkadaşlarım olmuştu. Onlar da beni sevmişlerdi yavaş yavaş. Ama her yeni ortamda,okulda bu kadar şanslı olamadım. Bambaşka birine dönüştüm. Bu aslında böyle düşünürken acı verici bir olay. Herkesin çok yüksek beklentilerle izlediği biri saçmasapan birine dönüştü.
Gerçekten o kadar parlak bi çocuk olsaydım bu durumdan da çok iyi bi şekilde çıkar, yine herkesi gururlandırır herşeyi düzeltirdim. Demekki değilmişim. Ama çok isterdim. Keşke bu sorunları çok daha önceden çözebilseydim de 'ben' olarak şansımı deneyebilseydim. Herşeyi çok daha güzel yapabilirdim. Ama hayat böyle bişey. Ben o çocuk değilim artık. Ben şu andayım. Başka bir insanım. Çok fazla değiştim. Biyerden sonra ben de takip etmeyi bıraktım nasıl birine dönüştüğümü. Ah ben o ergenliğe girmeyecektim...
2 gün sonra sunumum var ve ben kafayı yiyorum. Sınıfta durmak bile benim için yeterince acı vericiyken bir de sunum yapacağım. İlaç falan almayı düşünüyorum hatta. Üniversite sınavına da bir sürü ilaç içip Girmiştim. 'Bitiren çıkabilir.' dedikleri anda koşa koşa çıktım. Potansiyelimi kullanamıyor olmak canımı sıkıyor. Belki de o potansiyel yok. Ama bunu anlamak isterdim. Belki de zaten potansiyel buralarda belli oluyor. Belki olay bu. Şu şu olmasa aslında çok iyiyim diye düşünmek yanlış. Belki de şu şu olmasa ben olmam. Bunu bilmiyorum.
Belki şu sorunlar olmasa baya kafası çalışan bir insanım diye düşünmek yerine o sorunlarla başa çıkamayan bi 'creepy guy'ım. Kafamdaki ben sadece kafamda. Realite bu değil. Bunu değiştirmek istiyorum. Belki hep böyle kalacak. Dışardan kendime bakamıyorum. Bakabilsem eğer kafamdaki gibi biri olmadığımı da görebilirdim heralde. Bakamamak daha iyi. Ama denemek istiyorum. Bu nasıl geçer tam olarak bi fikrim yok. Belki de bu normal bişey. Karakterim böyle. Fazla kasıyorumdur. O çok başarılı çocuk büyümüştür,değişmiştir, başka biri olmuştur, belki de ölmüştür. O olmaya çalışmak saçmalıktan başka bişey değildir. Ama ben bişeyleri düzeltmeyi kendime gurur meselesi haline getirdim. Birilerini mutlu etmeyi. Çok sevdiğim birilerini. O çocuk bunu başarabilirdi. Gerçekten başarabilirdi. O çocuk olmak için bütün benliğimi,hayatımı,hayallerimi bırakabilirim. O çok sevdiğim birilerini mutlu edip,kurtarabilmek için.
Belki de hala geç değildir. Belki hala şans vardır. Belki de üstlendiğim bu görevi bırakmam gerekiyordur. Kendim olabilmek için. Mutlu olabilmek için. Bu ağırlığın altında ezilmemek için. Ama gurur meselesi dedim ya. Olduğum kişiyi, yaptığım şeyleri kabullenmeyen biriyim, hala 'o' çocuğum ben. Benliğini inkar eden. Yaptığı saçmasapan şeyleri bile göremeyip hala o çocuk olduğunu sanan biri. Ne kadar kötü birine dönüştüğünü anlayamayan, içinde hep o çocuğun saflığını taşıdığını sanan kişi.
O çocuk öldü. Masum değilsin. Bunları o değil sen yapıyorsun. Ve niyetin hiç de masum değil. Sen korkaksın. Nasıl birine dönüştüğünü görmekten korkan bir korkak. Aynaya bakamazsın. Yüzleşemezsin. Ne zaman anlayacaksın, ne zaman kabulleneceksin bilmiyorum. Hayat mı seni bu hale getirdi bilmiyorum. Belki de sadece bir insansın. Dışlanmış,yalnız bırakılmış bir insan.
Biri bana iyi davranınca, beni anlayınca çok mutlu oluyorum. Bütün duygularımı biliyormuş gibi geliyor. Ben zaten kötülük yapamam ki diye düşünüyorum. Ben gerçekten çok iyi bi insanım diye... Ben yalan bile söyleyemezdim. Hayat beni bu hale getirdi. Birilerinin bana inanmasına ihtiyacım var. Çünkü herşey daha kötüye gidiyor.
Bazen beni çok önceden tanıyan birileriyle karşılaşıyorum. Bana o kadar iyi davranıyolar ki... Beni anlıyorlar. Benim nasıl biri olduğumu biliyorlar. Bana benim istediğim gibi davranıyolar. Ama garip oldum uzun bi süre insanların yanında daha sonrasında. Alışamamıştım ve öyle gitmişti. Aile hayatım kötüye gitti. Zor şeyler yaşadım. Diğerlerinden biri olduğumu düşünemedim hiç. Eskisi gibi kimse, benim isteyince ne kadar başarılı olabileceğimi ve yalan bile söyleyemeyeceğimi bilmiyordu. Beni yalancılıkla suçladılar çokça. Kötü biri olmakla suçladılar. Bana inanan kimse kalmamıştı.
Sadece yolumu kaybetmiştim. Ne yaptığımı, nerede olduğumu bilmiyordum. Hala aynı şeyleri hissediyordum. Ama yaptığım şeylerden sonra bir şekilde bir şeylerle suçlanıyordum. Duygularımı ben anlatamazdım hiçbir zaman. Beni anlayan birileri olurdu. Ama olmadı uzun süre.
Bu yazıdan anladığım kadarıyla mutluluğun edebiyatı yapılmaz. Ortada bir dert, bir mutsuzluk varsa edebiyat yapılır. Edebiyat insanı gerçeklere, acıya götürüyor ister istemez. Düşündürüyor. Gerçeklerle karşılaştırıyor. Çok düşünmek ve gerçekler hiç eğlenceli şeyler değil. İnsan düşünerek değil yaşayarak mutlu olur. Tabi mutlu olmak istiyorsa.
Bunun temelinde başarısızlık korkusu, istemediğim konuları dinlemek istememe,kolay sıkılma gibi sorunlar da olabilir. Çünkü insanlarla çok iyi anlaşamayan, asosyal, çok yalnız bir insandım. Derslerde sürekli pencereden dışarısını izleyen veya kitaba,deftere bişeyler karalayan biriydim. Bu durum artık beni çok fazla kötü hissettirdiği ve öyle biri olmayı kabullenemediğim için kendimi bir değişim sürecine soktum. Yavaş yavaş ön plana çıkabilen ve kendi olabilen birine dönüştüğümü hissediyordum.
Ama özgüveni yükselince fazla umursamaz ve itici birine de dönüşebiliyorum ki bu hoşuma gidiyordu. Sonra yaşadığım rezil edici olayla beraber, bazılarının beni dışlamaya çalışması falan derken çok kötü hissetmeye ve sınıftan kaçmaya başladım. Oluşturduğum karakter de yavaş yavaş yıkılıyordu. Hala bu iki karakter arasındaki dengeyi koruyamıyorum bu arada. Üniversitede hiç okula gitmeden geçirdiğim seneler sonunda okulum uzadı. Artık mecbur hissettiğim bir döneme girdim geçtiğimiz zamanlarda.
Bunun temelinde sosyal kaygılar olabilir. Sosyallik anlamında çok zayıftım. Sosyal kabiliyetlerim diyelim. Bunun geçmesi gerekiyordu diye düşünüyorum. Tabi sorunun aslında bu olduğunu geç farkettim. Hala sorunun bu olduğundan emin değilim ama büyük ihtimal öyle. İnsanlardan uzak kaldığım zamanlarda bu sorun git gide büyüdü. Uyumsuz,dışlanmış hissetmeye ve öyle olmaya baya bi alışmıştım.
İlaçlar, denenen bir sürü yöntemler falan fayda etmedi. Ben aslında çok başka şeyler yapmak istiyorum hayatta. Bir şeyler üretmek,öğrenmek, büyük şeyler yapmak istiyorum. Derslerde geçirilen zamanlar çok fazla pasif geçirilen zaman bana göre. Bu düşüncelerim de bu olayda etkili olabilir. Medya sektöründe olmak, bişeyler yazmak, bişeyler anlatmak,biyerleri dolaşmak veya bişeyler konuşmak istiyorum daha çok. Hayatı yaşadığımı bu şekillerde hissedebilirim gibi geliyor.
Ama hayat öyle değil malesef. Bunun sebeplerine kafa yormak yine dipsiz bir kuyuya götürür beni. Overthinking yasak. Kısacası bi süredir insanlarla ilişkilerimi geliştirmeye,sosyal ortamlarda daha çok vakit geçirmeye, dışarıya karşı daha açık bi insan olmaya gayret ediyordum. Ki başardığımı da hissettim. Yine o özlediğim ve hayatı yaşamaktan zevk aldığım karaktere kavuşmuştum. Sonra yine okul başladı...
Kendimi zorlamaya, insanlarla daha fazla diyalog kurmaya, sınıfta oturup dersi uzun uzun dinlemeye kendimi zorluyordum artık. Gerçekten zorluyordum. Sınıftan çıkıp gitmemek için kendimi zor tuttuğum çok zaman oldu. Yavaş yavaş dahil olduğumu hissettim hayata,insanlara. Okul bi kabus olmaktan biraz da olsa çıktı. Okuldayken insanlarla vakit geçirmek, diyalog kurmayı özlemişim aslında çokça. Var olmayı özlemişim. Hatta çok özlemişim.
Ama şu durumu kontrol etmek hala çok zor. Bu olay beni sosyal fobili birine çeviriyor. Ama bu olay etkisindeyken. Bu beni sosyal fobili yapar mı bilmiyorum. Çünkü beni gerçek hayatta tanıyan kimsenin aklının ucundan bile geçmez sosyal fobili biri olduğum. Tam tersini düşünürler. Ama okulda öyle olmuyor. Neden bilmiyorum. İnsanlara alışmam gerekiyor bunu biliyorum. Temelinde başarı korkusu falan filan var mı onu da düşündüm bolca. Bu olayın sadece okulda olması bunu düşündürttü bana. İlkokul yıllarında çok parlak bir öğrencilik hayatı geçirdim. Dereceler, ödüller. Sonrasında sosyal anlamda yaşadığım zorluklar beni garip birine çevirdi. Dersleri düşünecek gücüm bile yoktu. Aile olabilirdi sebebi bunun biraz. Artık güvendiğim insanların yanımda olmaması olabilirdi.
Çok geç alışan biriyim herşeye. Belki de alışamadığım ortamlarda güvenebildiğim birini bulamadığım için bu süreç bi girdaba dönüşüyordur. İlkokulda yine o süreçte öğretmenim bana çok yardım etmişti. Ve hayatımdaki en güzel ve başarılı senelerimi geçirmiştim. Mükemmel arkadaşlarım olmuştu. Onlar da beni sevmişlerdi yavaş yavaş. Ama her yeni ortamda,okulda bu kadar şanslı olamadım. Bambaşka birine dönüştüm. Bu aslında böyle düşünürken acı verici bir olay. Herkesin çok yüksek beklentilerle izlediği biri saçmasapan birine dönüştü.
Gerçekten o kadar parlak bi çocuk olsaydım bu durumdan da çok iyi bi şekilde çıkar, yine herkesi gururlandırır herşeyi düzeltirdim. Demekki değilmişim. Ama çok isterdim. Keşke bu sorunları çok daha önceden çözebilseydim de 'ben' olarak şansımı deneyebilseydim. Herşeyi çok daha güzel yapabilirdim. Ama hayat böyle bişey. Ben o çocuk değilim artık. Ben şu andayım. Başka bir insanım. Çok fazla değiştim. Biyerden sonra ben de takip etmeyi bıraktım nasıl birine dönüştüğümü. Ah ben o ergenliğe girmeyecektim...
2 gün sonra sunumum var ve ben kafayı yiyorum. Sınıfta durmak bile benim için yeterince acı vericiyken bir de sunum yapacağım. İlaç falan almayı düşünüyorum hatta. Üniversite sınavına da bir sürü ilaç içip Girmiştim. 'Bitiren çıkabilir.' dedikleri anda koşa koşa çıktım. Potansiyelimi kullanamıyor olmak canımı sıkıyor. Belki de o potansiyel yok. Ama bunu anlamak isterdim. Belki de zaten potansiyel buralarda belli oluyor. Belki olay bu. Şu şu olmasa aslında çok iyiyim diye düşünmek yanlış. Belki de şu şu olmasa ben olmam. Bunu bilmiyorum.
Belki şu sorunlar olmasa baya kafası çalışan bir insanım diye düşünmek yerine o sorunlarla başa çıkamayan bi 'creepy guy'ım. Kafamdaki ben sadece kafamda. Realite bu değil. Bunu değiştirmek istiyorum. Belki hep böyle kalacak. Dışardan kendime bakamıyorum. Bakabilsem eğer kafamdaki gibi biri olmadığımı da görebilirdim heralde. Bakamamak daha iyi. Ama denemek istiyorum. Bu nasıl geçer tam olarak bi fikrim yok. Belki de bu normal bişey. Karakterim böyle. Fazla kasıyorumdur. O çok başarılı çocuk büyümüştür,değişmiştir, başka biri olmuştur, belki de ölmüştür. O olmaya çalışmak saçmalıktan başka bişey değildir. Ama ben bişeyleri düzeltmeyi kendime gurur meselesi haline getirdim. Birilerini mutlu etmeyi. Çok sevdiğim birilerini. O çocuk bunu başarabilirdi. Gerçekten başarabilirdi. O çocuk olmak için bütün benliğimi,hayatımı,hayallerimi bırakabilirim. O çok sevdiğim birilerini mutlu edip,kurtarabilmek için.
Belki de hala geç değildir. Belki hala şans vardır. Belki de üstlendiğim bu görevi bırakmam gerekiyordur. Kendim olabilmek için. Mutlu olabilmek için. Bu ağırlığın altında ezilmemek için. Ama gurur meselesi dedim ya. Olduğum kişiyi, yaptığım şeyleri kabullenmeyen biriyim, hala 'o' çocuğum ben. Benliğini inkar eden. Yaptığı saçmasapan şeyleri bile göremeyip hala o çocuk olduğunu sanan biri. Ne kadar kötü birine dönüştüğünü anlayamayan, içinde hep o çocuğun saflığını taşıdığını sanan kişi.
O çocuk öldü. Masum değilsin. Bunları o değil sen yapıyorsun. Ve niyetin hiç de masum değil. Sen korkaksın. Nasıl birine dönüştüğünü görmekten korkan bir korkak. Aynaya bakamazsın. Yüzleşemezsin. Ne zaman anlayacaksın, ne zaman kabulleneceksin bilmiyorum. Hayat mı seni bu hale getirdi bilmiyorum. Belki de sadece bir insansın. Dışlanmış,yalnız bırakılmış bir insan.
Biri bana iyi davranınca, beni anlayınca çok mutlu oluyorum. Bütün duygularımı biliyormuş gibi geliyor. Ben zaten kötülük yapamam ki diye düşünüyorum. Ben gerçekten çok iyi bi insanım diye... Ben yalan bile söyleyemezdim. Hayat beni bu hale getirdi. Birilerinin bana inanmasına ihtiyacım var. Çünkü herşey daha kötüye gidiyor.
Bazen beni çok önceden tanıyan birileriyle karşılaşıyorum. Bana o kadar iyi davranıyolar ki... Beni anlıyorlar. Benim nasıl biri olduğumu biliyorlar. Bana benim istediğim gibi davranıyolar. Ama garip oldum uzun bi süre insanların yanında daha sonrasında. Alışamamıştım ve öyle gitmişti. Aile hayatım kötüye gitti. Zor şeyler yaşadım. Diğerlerinden biri olduğumu düşünemedim hiç. Eskisi gibi kimse, benim isteyince ne kadar başarılı olabileceğimi ve yalan bile söyleyemeyeceğimi bilmiyordu. Beni yalancılıkla suçladılar çokça. Kötü biri olmakla suçladılar. Bana inanan kimse kalmamıştı.
Sadece yolumu kaybetmiştim. Ne yaptığımı, nerede olduğumu bilmiyordum. Hala aynı şeyleri hissediyordum. Ama yaptığım şeylerden sonra bir şekilde bir şeylerle suçlanıyordum. Duygularımı ben anlatamazdım hiçbir zaman. Beni anlayan birileri olurdu. Ama olmadı uzun süre.
Bu yazıdan anladığım kadarıyla mutluluğun edebiyatı yapılmaz. Ortada bir dert, bir mutsuzluk varsa edebiyat yapılır. Edebiyat insanı gerçeklere, acıya götürüyor ister istemez. Düşündürüyor. Gerçeklerle karşılaştırıyor. Çok düşünmek ve gerçekler hiç eğlenceli şeyler değil. İnsan düşünerek değil yaşayarak mutlu olur. Tabi mutlu olmak istiyorsa.
9 Kasım 2019 Cumartesi
black and white
Sigaram yok. 03.04. Sigaram yok yazınca canım çok fazla sigara çekti. Sınavlarım bitti. Garip bir şekilde boşluğa düştüm. Genelde bu şekilde olur. Bir şeyin peşinden koşarım. Koşarken yorulduğumu hissederim. Sonra elde ettikten sonra yaşadığım mutluluk maksimum 5 dakika sürer. Yeni bir hedef bulana kadar çöküntü yaşarım.
Geçen hafta sınav zamanı da yine alt üst olan bir psikolojiyle baş etmeye çalışan bir insandım. Yine de biraz olsun tecrübe sahibi olmanın verdiği etkiyle bozulan psikolojimin eskiye nazaran daha az bozuk olduğunu fark ediyordum. Tabi artık ev arkadaşlarıyla yaşamamın da etkisi büyük bunda. İnsan insana ne olursa olsun iyi geliyor.
Uzun süredir bir şekilde uzak olduğum instagram,facebook sayesinde hem daha fazla zamanım hem de biraz daha dengeli bir ruh halim oluştu zamanla. Kadınlarla konuşmalarım ve sosyal medyadaki geçirdiğim zaman beni tüketmeye başlamıştı. Ve uzun süredir tüketiyordu. Bir şekilde dengesini kuramıyordum bunların. Zayıf noktaları düzeltmeye çalışmaktansa zayıf noktaları hayatımdan kaldırmayı seçmiştim en azından bir dönem için.
3 ayı geçen bir süredir nofap ve pornodan uzak durma olayını da deniyorum. Sigarayı da azaltma olayına daldım. En azından okulda içmiyorum. Bunların sonuçları mı bilmiyorum ama sosyal ortamlara ve ilişkilere girebilen birine az da olsa dönüştüm. Kadınlara daha kolay yaklaşıyorum. Vücudum buna zorluyor belki de beni.
Sosyal ortamlarda var olmanın ne demek olduğunu unutmuşum sanki. Hatırlayabildim. Anlayabildim uzun süre sonra. Niye bu kadar uzak olmaya çalışıyormuşum insanlardan anlayamıyorum. Aslında az çok anlayabiliyorum. Yine olsa yine uzak dururum ama bu eksikliğimi de gidermem gerekiyor. Okul fobim geçse, en azından okulum bitse aslında sahip olduğum karaktere yeniden bürünebilirim.
Okul ciddi ciddi beni çocuklaştıran,garip birine çeviren bi etkiye sahip. Bi yandan okul olmasa da yalnız ve boş hissedebilirim. Büyük bi sosyal ortam sonuçta. Ve çok güzel bişey bu aslında. Ben tadını çıkaramıyorum çok fazla.
Yazın bu olayı kafamda çözdüm biraz biraz. Dışarıda, ortamlarda çok rahat, girişken bi karaktere sahip olan ben; okul işin içine dahil olunca içine kapanık,çok yalnız birine dönüşebiliyorum. Bunu fark ettiğim için bu yıl biraz daha iyi geçiyor.
İnstagram,facebook demiştik...Nofapın verdiği enerji ve dengesiz olmadığımı düşündüğüm için hafiften kızlarla konuşmaya başladım internetten. Tamamen can sıkıntısı da diyebiliriz. Ciddi ciddi eski değerimi hatırladığım için artık çok fazla sünepe,ezik şeklinde değil de normal ve baskın bi insan gibi konuşabiliyorum artık. Bu beni sevindirdi.
Ama bunun verdiği özgüvenle yine kendimi kaptırdım oradan oraya atlamaya başladım. Bu da yavaştan yine saçmalamama ve değerimin eksilmesine yol açtı galiba. Şunu fark ettim ki karşı taraf da benimle konuşmak istese bile bi süre sonra benim sürekli konuşmak isteme gibi bi huyum oluşmaya başlıyor. Saatlerce dışarıda internetsiz kaldıysam eve gidip konuşmaya dalıyorum hemen. Bu kötü bişey. Olayı akışına bırakamıyorum. Olayların kötü gitmesinin bir diğer sebebi de karşı taraf da benimle konuşmaya kendini bıraktığı an bütün heyecanım bitiyor. Düz ve sıkıcı bi şekilde konuşma gidiyor, kibirli diyebiliriz hatta. Ve bu şekilde bi uzaklaşma oluyor karşı tarafta.
Veya daha başka sebepleri var hala anlayamadığım. Zaten bu olay canımı sıktığı için buraya yazmaya geldim. Daldan dala atlayan biri de olabilirim. Biri şu yüzden olmuyor dese de değiştirsem o şeyi. Ama ufak bi sebep yüzünden boşu boşuna böyle düşünüp beynimi yoruyorum.
Bu olaylarda dengeyi bulamıyorum. Aynı olay arkadaşlık ilişkilerimde de geçerli artık. Bir şekilde olmuyor eskisi gibi sıcaklık. Eskisi gibi iyi biri mi değilim, yoksa fazla mı özgüvensizim bilemiyorum. Özgüvenli bir döneme girdim aslında. Ama durup düşündüğümde insan içini görebilen birini yanında istiyor. Yoksa böyle düşünüp duruyor en ufak şeylerde bile.
Güzel şeyler yapıyorum hoşuma giden şeyler. İnsanların da hoşuna gidiyor. Ama sürekli kendimi durdurup içime kapanıyorum. Sevilmiyorum diyorum, kötü şeyler mi yapıyorum falan diyorum. İyi şeyler yap diyorum kendime. Ama istemiyorum. İstediğim şeyleri yapınca yalnız kalıyorum. Bunlar tamamen doğru olmayan düşünceler de olabilir. Bu konuların da nasıl olduğunu çözemiyorum malesef. Aslında hiç yalnız bile olmayabilirim. Ama bazen öyle hissediyorum.
Sosyal medyaya yavaştan dalmak ilk başta iyi gelse de, özgüven getirse de biraz düşürdü galiba beni şu iki günde. Bu arada ciddi ciddi eskisi gibi kendi değerimi anlayabildiğim, çok özgüvenli hissettiğim günler geçirmiştim. Ama dengeyi korumak benim için çok zor. En azından artık şu ezik halden çıkabildiğimi gördüm. Uzun trenç kotumu,beyaz gömleğimi ve botlarımı giyip %3640 özgüvenle insanların arasına dalmayı çok özlemişim. Öyle zamanlarda insanların etrafımda olduğunu benimle konuşmak istediklerimi falan biliyorum ama insan sevmeyen yapım yüzünden onlardan uzak kalıyorum diye düşünebiliyorum. Az kişiyle samimi olmak zaten çok güzel. Ama özgüvenim düşmeye başladıkça ben niye yalnızım kafasına giriyorum.
Ama artık biliyorum ki bunlar çok normal düşünceler. Herkes çok mutlu, herkes çok güçlü düşünceleri yüzünden kendimi sürekli yıpratmışım. İnsanlar yarrak gibi durumdalar. Herkes. Hepimiz. Neyse bu konuları düşünmeyeyim. Düşünmek bir bataklık. Fazla düşünmek öyle en azından.
Aşık olabilirim yakında. Fazla büyük konuştum geri alıyorum. Düşüncesi bile beni heyecanlandırdı. Bu olayı anlatayım biraz. İlk aşık olduğumda lise kendimi aşırı çirkin hissettiğim ve kızların yüzüne bakamadığım bi dönem vardı. Güzel bi kıza bakıp kafamı indirmiştim sonra. Şu düşünceleri hala hatırlıyorum ''Sen kimsin de o kıza bakabiliyosun? O kız sana bakar mı? Şu çirkinliğini kabullen artık da şu saçmasapan aşk kafalarından çık!'' Kafamı kaldırdığımda kız bana bakıyordu. Birkaç gün boyunca o psikolojideki bir erkeğe o kadar güzel bir kız sürekli olarak bakarsa o erkeğin aşık olmaktan başka çaresi yoktur. Hele ki o erkek 16 yaşındaki aşırı hayalci bensem.
Saçmasapan bir olaydı aslında. Bir asosyal böyle aşık olabilirdi. Arkadaş ortamından biriyle yavaştan ısınma,açılma,sevgililik olayları yaşayamazdı. 3 gün gördüğü birine yıllarca aynı duyguları besleyebilirdi. Velhasıl kelam buna benzer bir olay yaşadım. Ama bunun geleceğini biliyor gibiydim. Şu son günler dışında bayadır aşırı çirkin ve değersiz hissediyordum. Aslında şimdi de öyle de neyse. Biraz hayalciliğe kaçtığımı biliyordum. Duygularımın kontrolsüzce artışı aslında hoşuma da gidiyordu.
Geçen sene bikaç kez görüp çok güzel olduğunu düşündüğüm bi kız vardı sınıfta. Sonra göremeyince bikaç gün düşündükten sonra aklımdan çıkmıştı. Tabi 'bu kız bana bakmaz' düşüncesi de bunda %76 etkiliydi. Bi derste karşılaştık. Ve ciddiyim ben o 16 yaşımdaki düşüncelerimin nerdeyse aynısına sahiptim. Çok çirkin hissediyordum. Ve zorluyordu beni okul, sosyal ilişkiler falan. Burdan sonrasını tam olarak hissettiğim ve düşündüğüm şeyleri anlatmaya çalışarak yazıcam.
Derse yine geç gidiyordum. Ki geç girdim sınıfa. O kızı gördüm En öndeydi ve direk gözüme takıldı. Ona en uzak köşeye ve en arkaya geçtim yine klasik şekilde. Eşyalarımı koydum. Kolumu masanın üstüne, ellerimi de çeneme koyup dalmış bir şekilde onu izlemeye başladım. Çirkin olduğumu, güzel bir hayata sahip olmadığı ve o kızın bana bakmayacağını bilmenin kabullenmesiyle baktım. Kabullenmiş olmak benim bütün kibrimi bitirip kalkanlarımı indiren bi olaydı. Sadece onun ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum. Çok fazla zayıf bir kız olmadığı için zaten uyumsuz olurduk diye düşündüm. Ben zayıftım ve bu bir ilişki için çok önemliydi benim için. Artık dış görünüşe takıntılı bir insandım çünkü. Kabullenmiş olmak bu düşünceleri de uzaklaştırdı. O çok güzeldi ve ben o anın tadını çıkarıyordum.
Derken arkasını döndü. Sınıfa doğru bakmak istemişti galiba. Bakışlarımız çarpıştı. Hiç o kadar hazırlıksız yakalanmamıştım birine bakarken. O anki duruşumu anlatmak isterim. Ama anlatamıcam galiba. Sıraya yatar şekildeyim, elim de çeneme destek oluyor. Sırada uyumak istersiniz ama dersi dinlemeniz gerekiyordur. Eliniz başınızın yukarda kalmasını sağlar. İşte o şekilde. Ona doğru dönmüş hayallere dalmıştım. Ona hayran hayran baktığım çok belliydi. Utanmış ve ne yapacağımı bilemez bi şekilde hemen kendimi düzeltip tahtaya bakmaya başladım. Tabi belliydi her şey. Normal bakışma tamam neyse de bu şekilde çok beğendiğimi tamamen belli ederek bir bakma hali bile bana göre değildi. Ufacık da olsa duygularımı, beğenimi belli etmek nedense bana zayıflık gibi gelirdi. Ki bu çok kötü bi özellik. Galiba kibir yüzünden bu emin değilim.
Ama ben artık kibri geçmiş yenilmiş ve kabullenmiştim. Nasıl olsa tekrar bakmaz diyerek aynı şekilde bakmaya başladım. Ve bu sefer bana döndü. O da bana baktı. Bakışımı devam ettiremezdim. Biliyordum ki öyle bir kız bana hiçbir şekilde bakmaz. Yine utanıp önüme döndüm. Ama aklımda soru işaretleri oluştu. Acaba ilk baktığında da mı bana bakmıştı? O da beni tanımıştı, o da aynı hisleri taşıyordu bakmak mı istemişti? Neden hep en zayıf anlarımda böyle şeyler başıma gelip aklımı karıştırıyordu?
Ders sonunda hocanın yanına gittim bişey sormak için. Onun da sınıftan çıkmasını beklemiştim. Çıktı, bana baktı o da hocanın yanına geldi. Ama ben hocaya dönüp ona hiç bakmadan konuşmaya başladım. Sonra gitti. O da benimle aynı şeyleri mi düşünüyordu bilmiyorum. Bence ortada hiçbir şey yok yine bu konuları çok seven fantezi dünyam fantezilerine uygun yeni bir olay bulduğu için olayları abartmaya başladı.
İsmini öğrendiğim için, uzun zamandır herkesten saklayarak kullandığım ama aktif olmayan instagram hesabımdan onu bulup istek gönderdim. Hala kabul etmedi. Tabi ismim ve fotoğrafım yok. Bugün onu defalarca gördüm. Bir kere bile bana bakmadı lan. Yine çok güzeldi. Ama hiç bakmadı.
Bu olayları fazla abarttığımın farkındayım. Aşk benim için yıllardır en büyük fantezim. Hayatın anlamının yıllarca aşk olduğunu düşündüm. Şimdi o kadar ergence düşüncelerim olmasa da mikro detayları makroya çıkarmak hoşuma gidiyor bu konuda. Mikro ve makro kelimelerini kullanmak istedim yoksa anlamsız.
Bu olay da zaten ancak hayallerde kalacak bir olay. Olma ihtimali yok. Olsa bile durumlar belli. Ben belliyim. Saçmasapan birşey olurdu. Yine de hayalleri seviyor böyle duygular işte. Ama aklımda acaba olarak kaldı biraz. Çünkü bazı özellikleri tam istediğim şekilde. Cidden farklı. Çok iyi anlaşabiliriz gibi geldi düşününce. Olsa nolcak yani ufacık şeyleri bile dengede tutamıyorum ruh halim dahil. Yaşadığı bi hayal kırıklığı olurum onun için.
Bunlardan bahsetmek istedim. Bugün ilk defa ablamla konuşurken ''Hayatım çok güzel gidiyo be'' tarzı birşey dedim. 'Görüşürüz.' derken robot gibi değil nameli söyledim falan. En büyük sorunlarımı çözemesem de çözmek için ilk adımlarımı atıp hayata dahil olduğumu hissediyorum yavaştan. Çözemesem de olur. Hiçbir zaman çok iyi hissetmicem. Hayat zaten böyle. Ufak şeylerde bulabiliyorum hayatın güzelliğini. Gerçek güzellikler ufak şeylerde gizli de diyebilirim. Yazarken kelimeye yabancılaştım. 'Ufak şeyler' anlamlı bir tamlama acaba?
Geçen hafta sınav zamanı da yine alt üst olan bir psikolojiyle baş etmeye çalışan bir insandım. Yine de biraz olsun tecrübe sahibi olmanın verdiği etkiyle bozulan psikolojimin eskiye nazaran daha az bozuk olduğunu fark ediyordum. Tabi artık ev arkadaşlarıyla yaşamamın da etkisi büyük bunda. İnsan insana ne olursa olsun iyi geliyor.
Uzun süredir bir şekilde uzak olduğum instagram,facebook sayesinde hem daha fazla zamanım hem de biraz daha dengeli bir ruh halim oluştu zamanla. Kadınlarla konuşmalarım ve sosyal medyadaki geçirdiğim zaman beni tüketmeye başlamıştı. Ve uzun süredir tüketiyordu. Bir şekilde dengesini kuramıyordum bunların. Zayıf noktaları düzeltmeye çalışmaktansa zayıf noktaları hayatımdan kaldırmayı seçmiştim en azından bir dönem için.
3 ayı geçen bir süredir nofap ve pornodan uzak durma olayını da deniyorum. Sigarayı da azaltma olayına daldım. En azından okulda içmiyorum. Bunların sonuçları mı bilmiyorum ama sosyal ortamlara ve ilişkilere girebilen birine az da olsa dönüştüm. Kadınlara daha kolay yaklaşıyorum. Vücudum buna zorluyor belki de beni.
Sosyal ortamlarda var olmanın ne demek olduğunu unutmuşum sanki. Hatırlayabildim. Anlayabildim uzun süre sonra. Niye bu kadar uzak olmaya çalışıyormuşum insanlardan anlayamıyorum. Aslında az çok anlayabiliyorum. Yine olsa yine uzak dururum ama bu eksikliğimi de gidermem gerekiyor. Okul fobim geçse, en azından okulum bitse aslında sahip olduğum karaktere yeniden bürünebilirim.
Okul ciddi ciddi beni çocuklaştıran,garip birine çeviren bi etkiye sahip. Bi yandan okul olmasa da yalnız ve boş hissedebilirim. Büyük bi sosyal ortam sonuçta. Ve çok güzel bişey bu aslında. Ben tadını çıkaramıyorum çok fazla.
Yazın bu olayı kafamda çözdüm biraz biraz. Dışarıda, ortamlarda çok rahat, girişken bi karaktere sahip olan ben; okul işin içine dahil olunca içine kapanık,çok yalnız birine dönüşebiliyorum. Bunu fark ettiğim için bu yıl biraz daha iyi geçiyor.
İnstagram,facebook demiştik...Nofapın verdiği enerji ve dengesiz olmadığımı düşündüğüm için hafiften kızlarla konuşmaya başladım internetten. Tamamen can sıkıntısı da diyebiliriz. Ciddi ciddi eski değerimi hatırladığım için artık çok fazla sünepe,ezik şeklinde değil de normal ve baskın bi insan gibi konuşabiliyorum artık. Bu beni sevindirdi.
Ama bunun verdiği özgüvenle yine kendimi kaptırdım oradan oraya atlamaya başladım. Bu da yavaştan yine saçmalamama ve değerimin eksilmesine yol açtı galiba. Şunu fark ettim ki karşı taraf da benimle konuşmak istese bile bi süre sonra benim sürekli konuşmak isteme gibi bi huyum oluşmaya başlıyor. Saatlerce dışarıda internetsiz kaldıysam eve gidip konuşmaya dalıyorum hemen. Bu kötü bişey. Olayı akışına bırakamıyorum. Olayların kötü gitmesinin bir diğer sebebi de karşı taraf da benimle konuşmaya kendini bıraktığı an bütün heyecanım bitiyor. Düz ve sıkıcı bi şekilde konuşma gidiyor, kibirli diyebiliriz hatta. Ve bu şekilde bi uzaklaşma oluyor karşı tarafta.
Veya daha başka sebepleri var hala anlayamadığım. Zaten bu olay canımı sıktığı için buraya yazmaya geldim. Daldan dala atlayan biri de olabilirim. Biri şu yüzden olmuyor dese de değiştirsem o şeyi. Ama ufak bi sebep yüzünden boşu boşuna böyle düşünüp beynimi yoruyorum.
Bu olaylarda dengeyi bulamıyorum. Aynı olay arkadaşlık ilişkilerimde de geçerli artık. Bir şekilde olmuyor eskisi gibi sıcaklık. Eskisi gibi iyi biri mi değilim, yoksa fazla mı özgüvensizim bilemiyorum. Özgüvenli bir döneme girdim aslında. Ama durup düşündüğümde insan içini görebilen birini yanında istiyor. Yoksa böyle düşünüp duruyor en ufak şeylerde bile.
Güzel şeyler yapıyorum hoşuma giden şeyler. İnsanların da hoşuna gidiyor. Ama sürekli kendimi durdurup içime kapanıyorum. Sevilmiyorum diyorum, kötü şeyler mi yapıyorum falan diyorum. İyi şeyler yap diyorum kendime. Ama istemiyorum. İstediğim şeyleri yapınca yalnız kalıyorum. Bunlar tamamen doğru olmayan düşünceler de olabilir. Bu konuların da nasıl olduğunu çözemiyorum malesef. Aslında hiç yalnız bile olmayabilirim. Ama bazen öyle hissediyorum.
Sosyal medyaya yavaştan dalmak ilk başta iyi gelse de, özgüven getirse de biraz düşürdü galiba beni şu iki günde. Bu arada ciddi ciddi eskisi gibi kendi değerimi anlayabildiğim, çok özgüvenli hissettiğim günler geçirmiştim. Ama dengeyi korumak benim için çok zor. En azından artık şu ezik halden çıkabildiğimi gördüm. Uzun trenç kotumu,beyaz gömleğimi ve botlarımı giyip %3640 özgüvenle insanların arasına dalmayı çok özlemişim. Öyle zamanlarda insanların etrafımda olduğunu benimle konuşmak istediklerimi falan biliyorum ama insan sevmeyen yapım yüzünden onlardan uzak kalıyorum diye düşünebiliyorum. Az kişiyle samimi olmak zaten çok güzel. Ama özgüvenim düşmeye başladıkça ben niye yalnızım kafasına giriyorum.
Ama artık biliyorum ki bunlar çok normal düşünceler. Herkes çok mutlu, herkes çok güçlü düşünceleri yüzünden kendimi sürekli yıpratmışım. İnsanlar yarrak gibi durumdalar. Herkes. Hepimiz. Neyse bu konuları düşünmeyeyim. Düşünmek bir bataklık. Fazla düşünmek öyle en azından.
Aşık olabilirim yakında. Fazla büyük konuştum geri alıyorum. Düşüncesi bile beni heyecanlandırdı. Bu olayı anlatayım biraz. İlk aşık olduğumda lise kendimi aşırı çirkin hissettiğim ve kızların yüzüne bakamadığım bi dönem vardı. Güzel bi kıza bakıp kafamı indirmiştim sonra. Şu düşünceleri hala hatırlıyorum ''Sen kimsin de o kıza bakabiliyosun? O kız sana bakar mı? Şu çirkinliğini kabullen artık da şu saçmasapan aşk kafalarından çık!'' Kafamı kaldırdığımda kız bana bakıyordu. Birkaç gün boyunca o psikolojideki bir erkeğe o kadar güzel bir kız sürekli olarak bakarsa o erkeğin aşık olmaktan başka çaresi yoktur. Hele ki o erkek 16 yaşındaki aşırı hayalci bensem.
Saçmasapan bir olaydı aslında. Bir asosyal böyle aşık olabilirdi. Arkadaş ortamından biriyle yavaştan ısınma,açılma,sevgililik olayları yaşayamazdı. 3 gün gördüğü birine yıllarca aynı duyguları besleyebilirdi. Velhasıl kelam buna benzer bir olay yaşadım. Ama bunun geleceğini biliyor gibiydim. Şu son günler dışında bayadır aşırı çirkin ve değersiz hissediyordum. Aslında şimdi de öyle de neyse. Biraz hayalciliğe kaçtığımı biliyordum. Duygularımın kontrolsüzce artışı aslında hoşuma da gidiyordu.
Geçen sene bikaç kez görüp çok güzel olduğunu düşündüğüm bi kız vardı sınıfta. Sonra göremeyince bikaç gün düşündükten sonra aklımdan çıkmıştı. Tabi 'bu kız bana bakmaz' düşüncesi de bunda %76 etkiliydi. Bi derste karşılaştık. Ve ciddiyim ben o 16 yaşımdaki düşüncelerimin nerdeyse aynısına sahiptim. Çok çirkin hissediyordum. Ve zorluyordu beni okul, sosyal ilişkiler falan. Burdan sonrasını tam olarak hissettiğim ve düşündüğüm şeyleri anlatmaya çalışarak yazıcam.
Derse yine geç gidiyordum. Ki geç girdim sınıfa. O kızı gördüm En öndeydi ve direk gözüme takıldı. Ona en uzak köşeye ve en arkaya geçtim yine klasik şekilde. Eşyalarımı koydum. Kolumu masanın üstüne, ellerimi de çeneme koyup dalmış bir şekilde onu izlemeye başladım. Çirkin olduğumu, güzel bir hayata sahip olmadığı ve o kızın bana bakmayacağını bilmenin kabullenmesiyle baktım. Kabullenmiş olmak benim bütün kibrimi bitirip kalkanlarımı indiren bi olaydı. Sadece onun ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum. Çok fazla zayıf bir kız olmadığı için zaten uyumsuz olurduk diye düşündüm. Ben zayıftım ve bu bir ilişki için çok önemliydi benim için. Artık dış görünüşe takıntılı bir insandım çünkü. Kabullenmiş olmak bu düşünceleri de uzaklaştırdı. O çok güzeldi ve ben o anın tadını çıkarıyordum.
Derken arkasını döndü. Sınıfa doğru bakmak istemişti galiba. Bakışlarımız çarpıştı. Hiç o kadar hazırlıksız yakalanmamıştım birine bakarken. O anki duruşumu anlatmak isterim. Ama anlatamıcam galiba. Sıraya yatar şekildeyim, elim de çeneme destek oluyor. Sırada uyumak istersiniz ama dersi dinlemeniz gerekiyordur. Eliniz başınızın yukarda kalmasını sağlar. İşte o şekilde. Ona doğru dönmüş hayallere dalmıştım. Ona hayran hayran baktığım çok belliydi. Utanmış ve ne yapacağımı bilemez bi şekilde hemen kendimi düzeltip tahtaya bakmaya başladım. Tabi belliydi her şey. Normal bakışma tamam neyse de bu şekilde çok beğendiğimi tamamen belli ederek bir bakma hali bile bana göre değildi. Ufacık da olsa duygularımı, beğenimi belli etmek nedense bana zayıflık gibi gelirdi. Ki bu çok kötü bi özellik. Galiba kibir yüzünden bu emin değilim.
Ama ben artık kibri geçmiş yenilmiş ve kabullenmiştim. Nasıl olsa tekrar bakmaz diyerek aynı şekilde bakmaya başladım. Ve bu sefer bana döndü. O da bana baktı. Bakışımı devam ettiremezdim. Biliyordum ki öyle bir kız bana hiçbir şekilde bakmaz. Yine utanıp önüme döndüm. Ama aklımda soru işaretleri oluştu. Acaba ilk baktığında da mı bana bakmıştı? O da beni tanımıştı, o da aynı hisleri taşıyordu bakmak mı istemişti? Neden hep en zayıf anlarımda böyle şeyler başıma gelip aklımı karıştırıyordu?
Ders sonunda hocanın yanına gittim bişey sormak için. Onun da sınıftan çıkmasını beklemiştim. Çıktı, bana baktı o da hocanın yanına geldi. Ama ben hocaya dönüp ona hiç bakmadan konuşmaya başladım. Sonra gitti. O da benimle aynı şeyleri mi düşünüyordu bilmiyorum. Bence ortada hiçbir şey yok yine bu konuları çok seven fantezi dünyam fantezilerine uygun yeni bir olay bulduğu için olayları abartmaya başladı.
İsmini öğrendiğim için, uzun zamandır herkesten saklayarak kullandığım ama aktif olmayan instagram hesabımdan onu bulup istek gönderdim. Hala kabul etmedi. Tabi ismim ve fotoğrafım yok. Bugün onu defalarca gördüm. Bir kere bile bana bakmadı lan. Yine çok güzeldi. Ama hiç bakmadı.
Bu olayları fazla abarttığımın farkındayım. Aşk benim için yıllardır en büyük fantezim. Hayatın anlamının yıllarca aşk olduğunu düşündüm. Şimdi o kadar ergence düşüncelerim olmasa da mikro detayları makroya çıkarmak hoşuma gidiyor bu konuda. Mikro ve makro kelimelerini kullanmak istedim yoksa anlamsız.
Bu olay da zaten ancak hayallerde kalacak bir olay. Olma ihtimali yok. Olsa bile durumlar belli. Ben belliyim. Saçmasapan birşey olurdu. Yine de hayalleri seviyor böyle duygular işte. Ama aklımda acaba olarak kaldı biraz. Çünkü bazı özellikleri tam istediğim şekilde. Cidden farklı. Çok iyi anlaşabiliriz gibi geldi düşününce. Olsa nolcak yani ufacık şeyleri bile dengede tutamıyorum ruh halim dahil. Yaşadığı bi hayal kırıklığı olurum onun için.
Bunlardan bahsetmek istedim. Bugün ilk defa ablamla konuşurken ''Hayatım çok güzel gidiyo be'' tarzı birşey dedim. 'Görüşürüz.' derken robot gibi değil nameli söyledim falan. En büyük sorunlarımı çözemesem de çözmek için ilk adımlarımı atıp hayata dahil olduğumu hissediyorum yavaştan. Çözemesem de olur. Hiçbir zaman çok iyi hissetmicem. Hayat zaten böyle. Ufak şeylerde bulabiliyorum hayatın güzelliğini. Gerçek güzellikler ufak şeylerde gizli de diyebilirim. Yazarken kelimeye yabancılaştım. 'Ufak şeyler' anlamlı bir tamlama acaba?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)